Sabahattin TURAN
Bazı haller
vardır; anlatılmak için değil, emanet edilmek için yaşanır. İnsan onları doğrudan
söylemez; söylerse anlamı eksilir. Bu yüzden cümle, sahibinin ağzından çıkmaz da
bir başkasının kalbine bırakılır:
واشرح لها عن حالتي، روحي عليلة لأجله
Ona hâlimi anlat; ruhum onun uğruna hasta.
Bu cümlede
suç yoktur, sitem yoktur. “لأجله” kelimesi, sebep bildirmekten çok istikamet
gösterir. Yükün kimden geldiğini değil, nereye taşındığını söyler. Buradaki hastalık
bir kırgınlık değildir; bir adanmışlığın bedeni yoran izidir. Ruh, iyileşmekten
çok sadakati seçmiştir.
Ruhun hastalığı
gürültü çıkarmaz. Kendini savunmaz, haklılık aramaz. Sessizdir; ama derindir. İnsan
gününü yaşar, işini yapar, kalabalıklar içinde kaybolur. Yine de içerde bir yer
vardır ki hep aynı cümlede durur:
روحي عليلة - Ruhum hasta. Bu,
geçici bir hâl değildir; bir yolculuğun yan etkisidir. Uzadıkça iyileşmez, derinleşir.
“Anlat” denmesi
boşuna değildir. İnsan kendi hâlini kendi diliyle taşıyamaz çoğu zaman. Dil, edebin
gerisinde kalır. Kalp bilir ama ses yetmez. Bu yüzden hâl, bir tercümana bırakılır.
Hâli bilen, sözü incitmeden taşıyacak olana… Bazı hakikatler doğrudan söylenirse
küçülür; emanet edilirse yerini bulur.
Bu satırlarda “uğruna” kelimesi, acıyı yüceltmez; onu hizaya sokar. Çünkü sevgi, kusur aramaz; kusuru kendinde toplar. Yara başkasından gelmiş gibi görünse de taşınması insanın iradesine bırakılmıştır. İşte sabır, burada başlar: yükü bırakmamakta değil, yönünü kaybetmemekte.
Modern zamanlar
bu tür cümlelere tahammül edemez. Çözüm istemezler, hız talep etmezler, motive etmezler.
Sadece dururlar. Oysa bazı haller ancak durunca anlaşılır. Ruhun hastalığı da böyledir:
tedavi edilmez, terbiye edilir. İnsanı dağıtmaz; toplar.
Bu yazı yüksek sesli değildir. Bir köşede durur. Gelen geçeni ikna etmek için değil, durmak isteyenin yanına oturmak için yazılmıştır. Çünkü asıl mânâ çoğu zaman kelimelerde değil, kelimelerin arasındaki suskunluktadır. Ve bazen tek bir cümle, uzun açıklamalardan daha sadıktır.

.png)








