Unutulmuş ve Toplanmamış Atıklar Akademisi
Sabahattin TURAN
Bir medeniyetin çürümeye yüz tuttuğu en bariz an, atıkları neden biriktirdiğini, neden attığını unutmasıyla başlar. Tüketim, bir süre sonra sadece ihtiyacı değil, hafızayı da öğütür. Bu sebeple, herhangi bir sıfır atık programı değil, Sıfır Atık Enstitüsü kurulmalıdır. Çünkü mesele plastik poşet değildir. Mesele, unuttuğumuz bir şeyi hatırlamak için hangi çöpü nereye koymamız gerektiğidir.
Sıfır Atık Enstitüsü,
yalnızca geri dönüşüm kutularının yerini öğretmez; nelerin dönüştürülemediğini,
nelerin bir ömre eklenemeyeceğini öğretir. Bu enstitü, israfın fiziksel değil, ontolojik
izini sürer. Varlığın boşluklarına düşen kırıntıları, zamanın dev atık kutularında
biriken isyanı, vicdanla tartan bir bilgi mabedidir.
Hiçbir atık kutusu yalnız değildir. Onun içine bırakılan her şey, bir kararın sessizce haykırılmasıdır. Birikmiş dergiler, kırık çerçeveler, eskimiş oyuncaklar… Bir zamanlar sevilmiş, sonra unutulmuş her nesne, bu enstitünün öğrencisidir.
Sıfır Atık Enstitüsü, bu unutulmuşlara ses verir. Atıkla konuşmayı öğretir. Atık poşetini açar, içinden dökülen kelimeleri analiz eder. Hangi kavramlar yıpranmış, hangi değerler kullanılmış ve atılmış? Hangi alışkanlıklar tüketimle kamufle edilmiş? Enstitü, bu sessiz moloz yığınında semantik bir kazı yapar.
Atığın dilini
çözmeden hiçbir yasa yürürlükte değildir. Geri dönüşüm tesisi inşa etmek kolaydır;
ama insanı, bir daha atmamak üzere eğitmek, işte o bir enstitü işidir.
Sıfır Atık Enstitüsü, çöpü azaltmaktan öte, ihtiyaçları azaltmanın bilgisini üretir. Modern üniversite bilginin niceliğine odaklanırken, bu enstitü bilgiyi arındırmanın yollarını araştırır. Çünkü en büyük atık, çoğu zaman fazlalık bilgiyle oluşur.
Burada Aristoteles’in
dört nedeninden değil, beşinci neden olan "neden her şeyi bu kadar çok
istiyoruz?" sorusundan başlar dersler. Kant’ın kategorik imperatifinden
(zorunluluğundan), İbn Arabî’nin varlık mertebelerine; Marx’ın metalaşma eleştirisinden,
Mevlânâ’nın kanaat öğütlerine kadar uzanan bir atık felsefesi okutulur. Öğrencilere,
yalnızca atık değil, anlamın da geri dönüştürülebileceği öğretilir.
Bu enstitü, bir bina değil, bir yürüyüştür. Betonarme değil, bilgelikle örülmüş duvarları vardır. Derslikleri, geri dönüşüm kutularının yanında değil, vicdanın hemen altında yer alır. Kantininde tek kullanımlık ürün bulunmaz; çünkü burada yalnızca ürün değil, düşünce de tekrar kullanılır.
Kütüphanesinde en çok okunan kitaplar değil, en az israf edilen düşünceler saklıdır. Belki bir rafında şu yazar: "Burada tüm tezler, en az kelimeyle en çok anlamı taşımayı hedefler. En çok cümle kuran değil, en az çöp üreten düşünce mezun olur."
Burada mezuniyet
törenleri olmaz. Çünkü hakikat okulu, öğrencisini sürekli eksik bırakır. Her mezun,
aslında kendini henüz baştan başlatandır. Enstitü, bu yüzden bir diploma değil,
bir utanç mektubu verir: “Şu kadar yıl boyunca şu kadar atık bıraktınız. Ama
şu kadar azalmayı da başardınız.”
Enstitünün en çarpıcı bölümü, “Dönüştürülemeyen Atıklar Arşivi”dir. Bu arşivde hem fizikî nesneler hem de kültürel olgular saklanır:
Ø
Geri dönmeyen
bir aşk mektubu,
Ø
Bir daha kullanılmayan
bir çocukluk inancı,
Ø
Mahalle kültüründen
geriye kalan son iftar davetiyesi,
Ø 1980 sonrası tek kullanımlık vicdanlar…
Bu bölüm, yalnızca nesne değil, zamanın çöpü üzerine kuruludur. İnsanlığın topluca terk ettiği her şey burada sergilenir. Ziyaretçiler, buharlanmış vitrinlerin önünde kendi terk edilmişliklerine rastlarlar.
Çünkü Sıfır Atık
Enstitüsü, yalnızca çöpü azaltmaz; varlığı hatırlatır. Kaybedilen anlamı,
dökülen zamanı, susan eşyayı...
Her atık, yaratılışın tanzimine atılmış bir taş gibidir. Enstitü, bu taşları tek tek yerinden söker, zemini süpürür, sonra da insanı kendi içinde yeniden kurar. İsraf, sadece bir tüketim değil, bir unutuş biçimidir. Ve her unutma, bir varlık intiharıdır.
Sıfır Atık Enstitüsü, tam da bu nedenle kurulmalıdır:
Ø
Hatırlamak için,
Ø
Azaltmak için,
Ø İnsanı, tekrar eşyanın yanında ama onun efendisi değil; onunla beraber, onunla sınırlı, onunla saygılı olarak yaşamaya davet etmek için…
Sıfır Atık Enstitüsü, medeniyetin enkazına kurulan bir hatırlama yapısıdır. Atık kutularına atılan şeyler sadece nesneler değil, zamanın ve zihnin kullanılıp atılmış kırıntılarıdır. Enstitü, o kırıntılardan yeni bir hikâye yazmaya çalışan bir fısıltıdır: Az, sadedir; sade, anlamlıdır; anlam, kalıcıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder