Sabahattin TURAN
Bazı mekânlarda ses çoktur ama ayak izi yoktur. Duvarlar
konuşur, zemin susar. Orada insanlar birbirini duyar fakat birbirine değmez; söz
dolaşır, iş yerinde sayar. Şikâyetin buharı yükselir, fakat buharın yoğunlaşıp damla
olacağı bir yüzey bulunamaz. Çünkü yüzey olmak, ıslanmayı kabul etmektir.
Bu tür mekânlarda cümleler hep yarım kalır. Başlar vardır, sonlar yoktur. Fiiller dolaşır ama fail evde değildir. Zaman suçlanır, hava suçlanır, “şartlar” suçlanır. Böylece herkes masumdur; masumiyet çoğaldıkça sonuçlar yetim kalır. Yetim sonuçlar ise büyümez; sadece çoğalır.
Kalabalık, burada bir koruma kalkanı gibi çalışır. İnsan,
kalabalığın içinde kendi ağırlığını bırakır; hafifler. Hafifleyen şey sorumluluk
değildir—o zaten bırakılmıştır—hafifleyen vicdandır. Vicdan hafifleyince, eleştiri
bir hakka dönüşür. Hak, bedel istemez. Bedel istemeyen hak, talep etmeyi sever.
Talep edilen her şey, talep edenin dışındadır. Böylece daire tamamlanır.
Dilin seçimi bu daireyi kusursuzlaştırır. Edilgenlik, bir
tür nezaket sayılır. “Oldu” denir; “kim yaptı” sorusu kabalık kabul edilir. Sorular
ayıp, cevaplar lüzumsuzdur. Lüzumsuzluk çoğaldıkça düzen yerleşir.
Bu noktada çözümün adı anılmaz; çünkü adı anılan şey, görünür
olur. Görünür olan, çağırır. Çağrılan, yük bindirir. Oysa yükten kaçınmak için daha
ince yollar vardır.
1.
Eşiklerin belirginleştirilmesi. Her sözün önüne küçük bir taş konur. Taş, “buradan geçiyorsan
ıslanırsın” der. Islanmak istemeyen geri döner; geçenin ayakkabısı iz bırakır. İz,
kimin geçtiğini söylemez; ama birinin geçtiğini inkâr edilemez kılar. Bu yeterlidir.
2.
Zamanın daraltılması. Geniş zamanlar, sorumluluğu saklar. “Bir ara”, “yakında”, “sonra” kelimeleri
genişliğin örtüsüdür. Örtü kaldırıldığında, kısa bir pencere kalır. Pencere kapanmadan
yapılan şey, yapılmıştır; yapılmayan, adını alır. İsimlendirmek, yükün yarısıdır.
3.
Bedelin sessizce eklenmesi. Bedel yüksek sesle ilan edilmez; satır arasıdır. Eleştiri,
yanında küçük bir zahmetle gelir. Zahmet görünmez ama hissedilir. Hisseden, ölçer.
Ölçen, tekrar düşünür. Gürültü azalır.
4.
Kayıt tutulması. Kayıt, övünmek
için değil; unutmayı zorlaştırmak için vardır. Unutmak kolaydır; hatırlamak emek
ister. Emek, seçici davranır. Seçicilik, sözün sayısını azaltır; ağırlığını artırır.
Sonunda bir şey olur: Şikâyet hâlâ vardır ama eskisi kadar
rahat değildir. Çünkü her şikâyet, küçük bir eşiği geçmek zorundadır. Eşikler çoğaldıkça,
ayak sesleri azalır; ama kalanlar yürür. Yürüyenler konuşmaz demek değildir—yalnızca
konuşmadan önce ayakkabılarına bakarlar.
Ve belki de mesele tam olarak budur: Ayakkabıya bakmayı alışkanlık hâline getiren bir düzen. Orada kimse “sorumlu” olduğunu ilan etmez; ilan edenler genellikle geç kalmıştır. Sorumluluk, ilanla değil; izlerle anlaşılır. İz varsa, bir yol vardır. Yol varsa, çözüm ismen değil, fiilen mevcuttur.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder