Sabahattin TURAN
Atık yönetimi çoğu zaman
rakamlarla konuşur: toplama bedeli, taşıma maliyeti, bertaraf ücreti. Oysa bu
kalemler, sistemin yalnızca görünen yüzüdür. Asıl maliyet, bütçe tablolarına girmeyen,
ölçülmeyen ve çoğu zaman “normal” kabul edilen kayıplarda saklıdır.
Kaynağında ayrıştırılmayan her atık, yalnızca geri dönüşüm değerini değil; zamanı, enerjiyi ve insan emeğini de boşa harcar. Yanlış ayrıştırma, tesislerde verim düşüşüne, ekipman aşınmasına ve artan operasyonel yüke yol açar. Ancak bu zincirleme kayıp hiçbir zaman “ek maliyet” olarak yazılmaz.
Daha derin bir maliyet
ise çevresel etkilerde ortaya çıkar. Bugün görmezden gelinen sızıntı suları,
hava kirliliği ve ekosistem baskısı; yarın arıtma yatırımları, sağlık
harcamaları ve rehabilitasyon projeleri olarak geri döner. Bu, atık yönetiminin
ertelenmiş faturasıdır.
Bir diğer görünmeyen
kalem toplumsal güven kaybıdır. “Nasıl olsa hepsi karışıyor” algısı
yerleştiğinde, sistem teknik olarak değil, zihinsel olarak çöker. Bu kayıp,
hiçbir ihale dosyasında yer almaz ama sürdürülebilirliğin temelini aşındırır.
Atık, doğru
yönetildiğinde bir kaynak; yanlış yönetildiğinde ise sessiz bir borçtur. Gerçek
maliyet, faturada yazan rakam değil, görünmeyeni görmeyi başaramayan sistemin
ürettiği kayıptır. Derginin kapağında yer alması gereken soru da tam olarak
budur: Atığı mı yönetiyoruz, yoksa maliyetini mi erteliyoruz?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder