4 Şubat 2026 Çarşamba

SÜREKLİ MEŞGUL, SÜREKLİ GEÇ

 Sabahattin TURAN

 

Garip bir duygu bu. Gün başlıyor ama insan sanki çoktan gecikmiş gibi uyanıyor. Henüz hiçbir şey olmamışken, kaçırılmış bir şey varmış hissi… Adını koymak zor. Saatte, takvimde, ajandada karşılığı yok. Ama içte bir yerde duruyor.

 

Herkesin yaptığı gibi yapıyoruz aslında. Koşuyoruz, yetişiyoruz, cevap veriyoruz. Gün doluyor. Buna rağmen günün sonunda elde kalan şey çoğu zaman bir yorgunluk. Üstelik açıklanması da zor bir yorgunluk bu. “Ne yaptın?” sorusuna cevap verilebiliyor ama “Ne yaşadın?” sorusu boşlukta kalıyor.

 

Sorunun zamanla ilgili olduğu söylenir hep. Vaktimiz yoktur, yetişemeyiz, çağ hızlıdır. Oysa zaman var. Hatta belki de fazla var. Asıl mesele, zamanın içinde yerimizi bulamamak. Gün geçiyor ama insan o günün neresindeydi, pek belli değil.

 

Eskiden düşünmek için durmak gerekirdi. Duran insanın başına bir şey gelmezdi. Şimdi durmak şüpheli. Biraz durduğunuzda, bir şeyleri ihmal ediyormuşsunuz hissi hemen beliriyor. Bu yüzden meşguliyet, sadece bir alışkanlık değil; bir savunma biçimi hâline geliyor. İnsan meşgul oldukça güvende hissediyor. Düşünmeye fırsat kalmadıkça rahatlıyor.

 

Ama bu rahatlık uzun sürmüyor.

 

Zaman parça parça yaşanıyor artık. Bir işin içinden tam çıkamadan diğerine geçiliyor. Bir düşünce tamamlanmadan yeni bir gündem açılıyor. Böyle olunca gün doluyor ama anlar yarım kalıyor. Yarım kalan her an, insanda hafif bir eksiklik bırakıyor. O eksiklik gün boyu taşınıyor.

 

Koşu hâli bir yere varmak için değil sanki. Daha çok geri kalmamak için. Ama neyin gerisinde kalmamak? Bu da pek net değil. Herkes bir şeye yetişiyor, ama kimse vardığı yerde durup “buradayım” demiyor. Durmak, neredeyse ayıp.

 

Zamanla bu gecikme hissi normalleşiyor. İnsan artık “geç kaldım” demiyor; öyle hissediyor sadece. Sebebini aramıyor. Çünkü sebep aramak bile vakit istiyor. Yetişme refleksi düşüncenin önüne geçiyor.

 

Belki de mesele şurada düğümleniyor:

İnsan her şeyden biraz erken çıkıyor.

Bir sohbetten erken, bir cümleden erken, bir düşünceden erken…

Hiçbir şeyin içinde yeterince kalamayınca, geriye adı konmamış bir eksiklik kalıyor. O eksiklik de günün sonunda “bir şeye geç kaldım” hissine dönüşüyor.

 

Oysa çoğu zaman geç kalınan bir yer yok. Kaçırılmış somut bir an da yok. Daha çok, olunması gereken hâle varılamamış oluyor.

 

Belki de modern insan geç kalmış değildir. Sadece, sürekli hareket hâlinde olduğu için yerini fark edemiyordur.

 

Belki de bu çağda en zor olan şey şudur: Bir şeye yetişmek değil, orada kalabilmek.


KAVRAM

TEMEL BELİRTİ

PSİKOLOJİK DURUM

ZAMAN ALGISI

DAVRANIŞ MODELİ

ÇÖZÜM ÖNERİSİ

Modern Meşguliyet

Sabah uyanınca bir şeylere gecikmiş hissetmek

Açıklanamayan yorgunluk ve içsel boşluk

Zamanın parça parça yaşanması ve anların yarım kalması

Sürekli bir yerlere yetişme ve geri kalmama çabası

Bir şeye yetişmek yerine o anın içinde kalabilmek

Durma Korkusu

Bir şeyleri ihmal ediyormuş gibi hissetmek

Düşünmekten kaçma ve durmanın şüpheli görülmesi

Duran insanın başına bir şey geleceği korkusu

Meşguliyeti bir savunma biçimi olarak kullanmak

Düşünmeye ve durmaya alan açmak

Adı Konmamış Eksiklik

Hiçbir şeyin içinde yeterince kalamamak

Hafif bir eksiklik ve tamlık hissinin yokluğu

Sürekli hareket halinde olduğu için yerini fark edememek

Sohbetlerden, cümlelerden ve düşüncelerden erkenden çıkmak

Olunması gereken hale varmaya odaklanmak



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...