Sabahattin TURAN
Garip bir duygu bu. Gün başlıyor ama
insan sanki çoktan gecikmiş gibi uyanıyor. Henüz hiçbir şey olmamışken,
kaçırılmış bir şey varmış hissi… Adını koymak zor. Saatte, takvimde, ajandada
karşılığı yok. Ama içte bir yerde duruyor.
Herkesin yaptığı gibi yapıyoruz
aslında. Koşuyoruz, yetişiyoruz, cevap veriyoruz. Gün doluyor. Buna rağmen
günün sonunda elde kalan şey çoğu zaman bir yorgunluk. Üstelik açıklanması da
zor bir yorgunluk bu. “Ne yaptın?” sorusuna cevap verilebiliyor ama “Ne
yaşadın?” sorusu boşlukta kalıyor.
Sorunun zamanla ilgili olduğu söylenir
hep. Vaktimiz yoktur, yetişemeyiz, çağ hızlıdır. Oysa zaman var. Hatta belki de
fazla var. Asıl mesele, zamanın içinde yerimizi bulamamak. Gün
geçiyor ama insan o günün neresindeydi, pek belli değil.
Eskiden düşünmek için durmak
gerekirdi. Duran insanın başına bir şey gelmezdi. Şimdi durmak şüpheli. Biraz
durduğunuzda, bir şeyleri ihmal ediyormuşsunuz hissi hemen beliriyor. Bu yüzden
meşguliyet, sadece bir alışkanlık değil; bir savunma biçimi hâline geliyor.
İnsan meşgul oldukça güvende hissediyor. Düşünmeye fırsat kalmadıkça
rahatlıyor.
Ama bu rahatlık uzun sürmüyor.
Zaman parça parça yaşanıyor artık. Bir
işin içinden tam çıkamadan diğerine geçiliyor. Bir düşünce tamamlanmadan yeni
bir gündem açılıyor. Böyle olunca gün doluyor ama anlar yarım kalıyor.
Yarım kalan her an, insanda hafif bir eksiklik bırakıyor. O eksiklik gün boyu
taşınıyor.
Koşu hâli bir yere varmak için değil
sanki. Daha çok geri kalmamak için. Ama neyin gerisinde kalmamak? Bu da pek net
değil. Herkes bir şeye yetişiyor, ama kimse vardığı yerde durup “buradayım”
demiyor. Durmak, neredeyse ayıp.
Zamanla bu gecikme hissi
normalleşiyor. İnsan artık “geç kaldım” demiyor; öyle hissediyor sadece.
Sebebini aramıyor. Çünkü sebep aramak bile vakit istiyor. Yetişme refleksi
düşüncenin önüne geçiyor.
Belki de mesele şurada düğümleniyor:
İnsan her şeyden biraz erken
çıkıyor.
Bir sohbetten erken, bir cümleden
erken, bir düşünceden erken…
Hiçbir şeyin içinde yeterince
kalamayınca, geriye adı konmamış bir eksiklik kalıyor. O eksiklik de günün
sonunda “bir şeye geç kaldım” hissine dönüşüyor.
Oysa çoğu zaman geç kalınan bir yer
yok. Kaçırılmış somut bir an da yok. Daha çok, olunması gereken hâle
varılamamış oluyor.
Belki de modern insan geç kalmış
değildir. Sadece, sürekli hareket hâlinde olduğu için yerini fark
edemiyordur.
Belki de bu çağda en zor olan şey şudur: Bir şeye yetişmek değil, orada kalabilmek.
|
KAVRAM |
TEMEL BELİRTİ |
PSİKOLOJİK DURUM |
ZAMAN ALGISI |
DAVRANIŞ MODELİ |
ÇÖZÜM ÖNERİSİ |
|
Modern Meşguliyet |
Sabah uyanınca bir şeylere gecikmiş hissetmek |
Açıklanamayan yorgunluk ve içsel boşluk |
Zamanın parça parça yaşanması ve anların yarım kalması |
Sürekli bir yerlere yetişme ve geri kalmama çabası |
Bir şeye yetişmek yerine o anın içinde kalabilmek |
|
Durma Korkusu |
Bir şeyleri ihmal ediyormuş gibi hissetmek |
Düşünmekten kaçma ve durmanın şüpheli görülmesi |
Duran insanın başına bir şey geleceği korkusu |
Meşguliyeti bir savunma biçimi olarak kullanmak |
Düşünmeye ve durmaya alan açmak |
|
Adı Konmamış Eksiklik |
Hiçbir şeyin içinde yeterince kalamamak |
Hafif bir eksiklik ve tamlık hissinin yokluğu |
Sürekli hareket halinde olduğu için yerini fark edememek |
Sohbetlerden, cümlelerden ve düşüncelerden erkenden çıkmak |
Olunması gereken hale varmaya odaklanmak |








