12 Mart 2026 Perşembe

SESSİZ LÜTUF, KARANLIK MÜHLET (İSTİDRAÇ)

 Sabahattin TURAN


İnsan bazen yükselmez; sadece yukarı savrulur. Kader, bazılarına yükselmiş gibi görünmenin çıplak bir yanılsamasını verir. Oysa görünüşteki çıkış, aslında ruhun en yavaş ve en sessiz çöküşüdür. Her şeyin yolunda gittiği bir hayatta bir şeyler sessizce ölmeye başlamışsa, işte o sessizliktir. Görünürde nimet, özünde yalnızlık. Dışarıdan bereket gibi gelen, içeride yankılanan ilahi bir çekilmedir. Allah’ın kuluna olan rahmetinden değil, artık onunla konuşmaya değmeyeceğine dair hükmünden doğan bir mühlet. Zaman tanıması değil, zamanın seni tanımaz hale gelmesidir.



İstidraç, ilahi adaletin giydiği en zarif cezalandırma cübbesidir. Çünkü ceza gibi görünmez. Bir tokat değildir. Bir çığlık da değil. Aksine bir suskunlukla başlar. Kulağa nimet gibi fısıldayan bir suskunluk. Ve kul, bu sessizliği “Allah benden razı” zannıyla kutsar. Oysa tam da o razılıktır en korkulması gereken. Çünkü artık seni uyarmaya bile gerek görmeyen bir ilahi bakışa düşmüşsündür. Sınanmıyorsun; çünkü sınavdan çıkarılmışsındır.

Dünya gürültülüdür, ama Allah'ın cezaları sessizdir. Kul gülmektedir, çevresi doludur, işleri tıkırındadır. Lakin ruhu yavaş yavaş kararır. Bunu fark etmez. Çünkü istidraç, içeriden çürütür. Kişi hâlâ aynaya bakar ve kendini görür. Ama artık aynadaki yansıma kendisi değil, kendi kibiridir. Kalp artık dua etmez, çünkü ihtiyaç hissetmez. Kalbin sustuğu yerde dilin konuşması da manasızdır. Ve Allah bazen öyle bir susar ki, insan o sessizliği iltifat zanneder.

İstidraç bir çarpılış değil, bir yavaş sönüştür. Allah sana verir. Daha fazlasını verir. Ama bu verme bir armağan değil, terk ediş biçimidir. Çünkü bazen Allah, en çok vermeyi, en az ilgilenmeye karar verdiğinde yapar. “Al, hepsi senin olsun” dediğinde, aslında “artık seninle işim yok” demiştir. Bu, Allah'ın yüksekten izleyen bir suskunluğudur. Ve suskunluk bazen en yüksek ihtardır.

Modern çağın en büyük trajedisi belki de budur: kolektif bir istidraç hali içinde yaşıyoruz. İnsanlık, maddi refahın en üst basamağında, ama manevi tükenişin en derin kuyusunda. Bilgimiz çok, ama hikmetimiz yok. Gücümüz büyük, ama yönümüz kayıp. Herkes sahip, ama kimse mutmain değil. Belki de bu bolluk, bize verilmiş değil; bizden alınmış bir rahmetin tortusudur sadece. Belki de Allah, medeniyeti bizimle cezalandırıyor. Yani vermeye devam ederek geri çekiliyor. O susuyor, biz konuşuyoruz. O çekiliyor, biz genişliyoruz sanıyoruz. O yüz çeviriyor, biz başarıyı kendimizden biliyoruz.

Ve belki de en derin çöküş, hâlâ ayakta olduğunu sanmaktır. Kişi çökerken alkışlanıyorsa, o alkışlar ilahi sessizliğin çanlarıdır. Fark edilmeden yaşanan çürümeler, büyük yıkımların habercisidir. Tüm bunların ortasında belki de en yakıcı soru şudur: “Allah bana neden bu kadar çok veriyor?” Bunu hiç sormadıysan, belki de soramayacak kadar içeridesindir. Çünkü nimet bazen nimet değildir; bazen kulun boynuna dolanan görünmez bir iptir. Allah, bazen o ipi çekmez. Sadece orada bırakır.

Azap, bazen bir musibetle gelmez. Bazen dua etmeyi unutturacak kadar güzel bir hayatla gelir. Çünkü insan, her şey yolundayken değil, hiçbir şey ters gitmiyorken unutur. En keskin sapmalar, en yumuşak yollarla başlar. Belki de bu yüzden ceza, kimi zaman bir sarsıntı değil, bir lütuf kılığına bürünmüş terk ediliştir. Ve en son ne zaman başına bir şey gelmediği için korktun? İşte o sorunun cevabında gizlidir istidraç.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...