9 Mart 2026 Pazartesi

HALİL İBRAHİM SOFRASI “BUYURUN DOSTLAR” – BARIŞ MANÇO

Sabahattin TURAN


Bazı şarkılar vardır, insanı yerinden kaldırmaz ama içinden kaldırır. “Halil İbrahim Sofrası” öyle bir şarkı. Dinlerken bir masa görürsünüz belki; yerde kurulmuş, ortasında bir tencere duran sade bir sofra. Ama biraz dikkat edince anlarsınız ki o masa aslında insanın kendisidir. 

“İnsanoğlu haddin bilir kem söz söylemez iken…” 



Barış Manço burada geçmişe özlem duyan bir ihtiyar gibi konuşmaz; daha çok kaybolmuş bir ölçüyü hatırlatan bir bilge gibidir. “İken” derken, sanki bir şeylerin yitirildiğini sezdirir. Haddini bilen insan… Bugün en çok eksik olan şey belki de bu. Haddini bilmek; konuşurken, bakarken, isterken, paylaşırken sınırı tanımak demek. Sofra kurulmadan önce edep kurulmalı çünkü. 

Ortadaki tencere boş mu dolu mu bilinmez. Bu belirsizlik çok şey anlatır. İnsan çoğu zaman tencerenin dolu olup olmadığını merak eder. Oysa şarkı başka bir yere bakmamızı ister: Tencere değil, niyet dolu mu? El uzatanın gözü tok mu? Çünkü dolu bir tencere aç bir vicdanı doyurmaz. 

“Daha çatal, bıçak, kaşık icat edilmemişken

Bir kavga başlamış ki nasip kısmet uğruna…” 

Demek ki mesele modernlik değil. İnsan, araçlar icat edilmeden önce de pay kavgasına düşebiliyormuş. “Kapağı ver, kulbu al” diyen zihniyet bugün de yaşıyor. Parçaya talip, bütüne kayıtsız. Kurbanın kendisini soran yok; herkes payın peşinde. Oysa kurban fedakârlık demektir. Fedakârlık olmadan paylaşım talep etmek, sofraya misafir gibi değil, yağmacı gibi oturmaktır. 

“Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası

Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası…” 

İnsanlık tarihini iki mısraya sığdırmak mümkünse, Barış Manço bunu yapmış. Bir dilim ekmek… Ama o bir dilim için kırılan kalpler, dökülen alın terleri, biten dostluklar… Sofra aynı sofra; ama kimi tatlının peşinde, kimininse tuzu yok. Bu cümle insana ağır geliyor. Çünkü adalet sadece hukuk kitaplarında değil, sofrada da lazım. 

“Alnı açık, gözü toklar buyursunlar baş köşeye…” 

Baş köşe, zenginliğe değil; gönül genişliğine ayrılmıştır. Gözü tok olmak, sahip olduklarından vazgeçmek değil; başkasının hakkına göz dikmemektir. Nefsine hâkim olanın tahtı vardır, diyor şarkı. Taht dediği şey saltanat değil; insanın kendi içindeki denge. Çalakaşık saldıran ise bahtına razı kalır. Çünkü hırsın sonu çoğu zaman hayal kırıklığıdır. 

“Halat gibi bileğiyle, yayla gibi yüreğiyle

Çoluk çocuk geçindirip haram nedir bilmeyenler…” 

Burada bir saygı var. Alın terine, emeğe, dürüstlüğe duyulan bir saygı. Sofra gösteriş için değil; geçim için kurulur. Ve o sofrada haramın yeri yoktur. 

Şarkının en çarpıcı yeri ise sonudur: “Sapa, kulba, kapağa itibar etme dostum…” 

Yani kabuğa aldanma. Tencerenin dışı parlayabilir ama içi boşsa neye yarar? Para, pul, ihtişam… Bunlar göz alıcı olabilir. Ama içi boş insanın, içi boş tencerenin bu sofrada yeri yok. Bu söz serttir ama haksız değildir. Çünkü asıl yoksulluk, iç yoksulluğudur. 

Halil İbrahim Sofrası bir masal değil; bir ayna. Herkes davetli ama herkes aynı niyetle gelmiyor. Kimisi gerçekten dosttur, kimisi pay kapmaya gelir. Kimisi gözü tok, kimisi çalakaşık. 

Sofra hâlâ kuruluyor.

Tencere hâlâ ortada. 

Ve galiba asıl soru hâlâ aynı:

Biz o sofraya insan olarak mı oturuyoruz, yoksa sadece aç olarak mı? 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...