15 Şubat 2026 Pazar

İNSAN NEYİ BİRİKTİRİRSE, ONUN ALTINDA KALIR

 Sabahattin TURAN

 

İnsan biriktirir. Bazen farkında olarak, çoğu zaman farkında bile olmadan. “Lazım olur” diye sakladığı bir eşya, “şimdi sırası değil” diye içine attığı bir cümle, “geçer” diye üstünü örttüğü bir kırgınlık… Küçük küçük koyar bir kenara. Sonra bir gün dönüp bakar ki, kenar dediği yer hayatın ortasına taşmış. Nefesi dar, omuzları düşük, içi sebepsiz yere yorgun. 

Garip olan şu: Kimse yük olmak için biriktirmez. İnsan genelde kendini koruduğunu sanır. Hatırasını korur, kalbini korur, emeğini korur, geçmişini korur. Ama bazı şeyler vardır; korundukça ağırlaşır. Bazı şeyler taşındıkça değerli olmaz, sadece insanı eğri yürütür. İnsan bunu uzun süre anlamaz. Çünkü alışır. İnsan, en çok da taşıdığı yüke alışır.


Eşyalarla başlar çoğu zaman. Dolaplar dolar, çekmeceler taşar, ev büyür ama ferahlık artmaz. Sonra fark etmeden iç dünya da dolmaya başlar. Söylenememiş sözler birikir. Yutulmuş öfkeler, ertelenmiş yüzleşmeler, “şimdi karıştırmayayım” denmiş meseleler… Hepsi içerde bir yerde üst üste konur. İnsan dışarıdan sakin görünür, hatta “idare ediyor” sanılır. Ama içerde bir yerde, sessiz bir yorgunluk büyür. 

Hatıralar da öyledir. Bazıları insanı ayakta tutar, evet. Ama bazıları sadece geçmişte kalması gereken ağırlıklardır. İnsan yine de bırakmaz. “Unutursam haksızlık olur” der, “bırakırsam eksilirim” der. Oysa bazı şeyleri bırakmak eksilmek değil, ayakta kalmaktır. Ama bunu insan, genelde çok geç öğrenir. 

Biriktirmek, çoğu zaman boşluk korkusudur. İçinde bir şey eksik hisseden insan, etrafını doldurur. Eşyayla, işle, meşguliyetle, gürültüyle, başarıyla… İç dolmaz ama hayat ağırlaşır. Koşar ama ilerleyemez gibi hisseder. Çünkü yükle yürünür belki, ama yükle hafif yürünmez. 

En zor olan da şudur: İnsan, ne zaman çöktüğünü tam olarak bilmez. “Yoruldum” der, “eskisi gibi değilim” der, “içim sıkılıyor” der… Ama çoğu zaman asıl sebebi söyleyemez: Çok şey biriktirdim ve artık taşıyamıyorum. Bazen bir cümleyle dağılır, bazen küçük bir kırılmayla. O an anlar ki, mesele o anki olay değil; yıllardır sırtında taşıdığı yığındır. 

İnsan kendine şu soruyu sormadıkça rahat edemez: Ben bunlara mı sahibim, yoksa bunlar mı bana sahip? Hayatımı mı taşıyorum, yoksa taşıdıklarımın hayatını mı? Bu sorunun cevabı kolay değildir. Çünkü bazı yükler, insana kimliği gibi gelir. “Bu acı benim”, “bu hatıra benim”, “bu öfke benim” der. Oysa bazen insan, “benim” dediği şeylerin altında ezilir. 

Belki de büyümek, hep eklemek değil; biraz da eksiltmeyi göze almaktır. Bir çekmeceyi boşaltmak gibi. Bir cümleyi nihayet söylemek gibi. Bir hatırayı usulca yerine bırakmak gibi. İnsan hafifleyince her şey düzelmez, ama en azından nefes almaya başlar. 

Çünkü acı da olsa doğru şu: İnsan neyi biriktirirse, sonunda onun altında kalır. Ve bazen kurtuluş, yeni bir şey bulmakta değil; yıllardır taşıdıklarından birkaçını yere bırakabilmektedir. İnsan, belki de ancak o zaman, kendi adımlarıyla yürümeye başlar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...