3 Haziran 2025 Salı

İNSANIN VE DOĞANIN HAFIZASINDA 5 HAZİRAN

 Sabahattin TURAN

 

Zaman, insanın icadıdır; doğa ise hafızadır. Her yaprağın çizgisi, her taşın suskunluğu, her rüzgârın yönü... Hepsi geçmişin sessiz yankısıdır. Ve insan, bu yankıların içinden geçen bir bilinçtir yalnızca. 5 Haziran Dünya Çevre Günü, takvimde bir gün değil, bu bilinçle yüzleşmenin eşiğidir. Belki de günlerden çok, iç zamanın metafiziğinde açılan bir kapıdır. 

Doğayı anlamak, biyolojiyi öğrenmek değildir sadece. Doğayı anlamak, varlığın özüyle bir konuşmaya girmektir. Ağacı bir organizma değil de bir zaman taşıyıcısı gibi görmek... Taşı sadece bir kütle değil, bir sessizliği anlatan varlık olarak duymak... İnsan, doğayı dışsal bir obje olarak değil, içsel bir eşlikçi olarak kavradığında; işte o zaman “çevre” diye adlandırdığı şeyin aslında kendi varoluşsal topografyası olduğunu anlar. 

Doğa, yaşanacak bir mekân değil; düşünülecek bir dildir. Sokrates'in Atina sokaklarında yürürken değil de İkaria kıyılarında rüzgârı dinlerken daha iyi düşündüğünü bilirdik. Heidegger’in “varlık”ı anlamaya çalıştığı orman kulübesi, doğanın insan düşüncesine nasıl bir iç mekân sunduğunun kanıtıdır. 

5 Haziran bu anlamda bir çevre bilinci değil, bir varlık bilincidir. Doğaya dönmek değil, zaten hiçbir zaman ondan çıkmadığımızı fark etmektir. Ağaçlar büyüdükçe zamanın nasıl da derinleştiğini; toprak çatladıkça hafızanın nasıl sızdığını anlamaktır. 

İnsan, doğadan ayrı değil; doğanın kendi üzerine düşündüğü bir tezahürdür. Belki de doğa, bir bilinç yaratmak istedi ve insanı inşa etti. Göz, rüzgârı anlamak için açıldı; el, toprağı hissetmek için oluştu; kalp, göğün sonsuzluğunu duyumsamak için attı. 

Bu yüzden 5 Haziran yalnızca bir çevresel farkındalık değil, doğanın kendini insanda duyma arzusunun fark edilmesidir. Her insan, doğanın kendi içindeki şiirini yazdığı bir metindir. Ve bu metin ne kadar plastikle ne kadar asfaltla ne kadar dijital dikkatle örtülürse örtülsün, derinlerde hâlâ toprağın ilk kelimesi çınlar. 

Çevre sorunlarını teknik terimlerle, karbon ayak izleriyle, sürdürülebilirlik metrikleriyle tartışmak kolaydır. Ama asıl zor olan, insanın kendine dönmesidir. Çünkü gerçek sorun, doğayı tüketmek değil, kendini unutmaktır. Tükenen orman değil; unutulan sezgidir. Kuruyan göl değil; boğulan bilinçtir. 

5 Haziran bu anlamda bir doğaya dönüş değil; insanın içindeki doğayı anımsama günüdür. Yeryüzüyle kurduğumuz ilişkiyi gözden geçirmek değil; yeryüzü olduğumuzu idrak etmektir.

Bir ağacın altında durmak. Bir taşı avuçlamak. Bir nehrin kıyısında oturmak. Tüm bunlar ritüel değilse nedir? İnsan, her zaman doğayla sessiz ritüeller kurmuştur. Gözle değil, bilinçle görmeye çalışmıştır. İşte bu yüzden 5 Haziran, bir etkinlik günü değil; bir iç sessizliğe çekilme çağrısıdır. 

Bazen bir yaprağın titreyişi, bir kitaplık dolusu bilgiden daha çok şey söyler. Çünkü bilgi zihinle duyulur, ama anlam, doğanın gövdesinde saklıdır. 

5 Haziran, yalnızca bir günü işaret etmez. O, insanın doğaya değil, kendi iç varlığına dönme günüdür. Plastiklerin sayımıyla değil, bilinçle başlar. Ölçülebilir verilerle değil, sessizlikle anlaşılır. Çünkü doğa, sadece korunacak bir sistem değil; kendi içimizde yankılanan bir varoluş aynasıdır. 

Bu aynaya bakmaya cesareti olan herkes için 5 Haziran, bir gün değil, bir uyanıştır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...