2 Haziran 2025 Pazartesi

EŞEĞİN GÖLGESİNDE KALAN ZAMAN

 Sabahattin TURAN

“Bir Çocukluk Hatırası Olarak ‘Arkadaşım Eşek’” 


Kaç yıl oldu saymadım…

Çünkü bazı ayrılıkların kaç yıl sürdüğü sayılmaz. Bazı gidişlerin içinde zaman durur. Sayılar, takvimler, mevsimler… Hepsi bir şey söylemeye çalışır ama hiçbir şey anlatamaz. Zaman, sadece geçip gitmez çünkü; bazen insanın içinde bir yerde kalır ve orada sonsuz bir bekleyişe dönüşür. 



Barış MANÇO’nun o şarkısını ilk kez ne zaman duyduğumu hatırlamıyorum ama her duyduğumda ne hissettiğimi biliyorum: Kaybolmuş bir şeyin ardından gelen tarifsiz bir sızı… Bir çocuğun yitirdiği köy, bir adamın kendini kaybettiği şehir… Ve ortasında, bir eşek.

Evet, bir eşek.

Ne garip... Yüzyıllardır sessizce bizimle yaşayan, sırtında yük taşıyan, dudaklarında saman ezgisiyle hayata katlanan o varlık, bir gün bir şarkıda gözyaşına dönüşüverdi. Çünkü o eşek, aslında bizdik. Sessizdik, sabırlıydık, dayanırdık. Bir yük vardı omzumuzda: geçmişin yükü, hatıraların yükü, terk edilmişliğin yükü… 

“Yoksa bana küstün mü? Unuttun mu beni?”

Bu bir sitem değil, bir yakarıştır. Çünkü unutulmak, terk edilmekten daha ağırdır. Terk ediliş bir andır ama unutuluş bir süreç. Sessizce, azar azar eksilirsin. Adın önce rüzgârda savrulur, sonra ağızdan düşer, sonra kalpten… Ve bir sabah uyanırsın, bir zamanlar ait olduğun her şey senden uzaklaşmış. Sen hâlâ oradasın ama artık kimse seni beklemiyor. 

O yüzden “Arkadaşım Eşek” bir şarkıdan çok daha fazlasıdır. O, içimizde yarım kalan bir vedadır. Söylenmemiş son sözlerin, gidilmemiş son yolların, sarılmamış son dostlukların sesidir. Çocukluğumuzu toprağa gömdüğümüz günlerin hatırasıdır. 

“Yaban tayları çayırda tepişiyor mu?”

Bilmiyorum.
Çünkü artık yaban taylarının koştuğu çayırlarda apartmanlar yükseliyor.
 

“Çilli horoz kedilerle dövüşüyor mu?”

Sanmam. Çünkü artık horozlar bile doğmadan kesiliyor.

Ve kuzularla oğlaklar sevişmiyor artık; çünkü biz doğanın dilini unuttuk.

Eşek burada bir sembolse eğer — ki öyledir — o zaman en çok biz benziyoruz ona. Katlandığımız ayrılıklar, içine gömdüğümüz sevgiler, yüklenip de taşımaktan yorgun düştüğümüz hatıralar… Hepsi bir eşek kadar sessiz, bir çocuk kadar masum. 

Ama işte sorun şu ki: biz bu sessizliği unuttuk. Şehir bize çok şey öğretti belki ama en çok da susmayı unutturdu. Eskiden bir göz süzüşüyle anlatırdık derdimizi, şimdi üç ekran, beş bildirim yetmiyor kalbimizi açmaya. Köyü terk ettiğimiz gün, sadece evi değil, dili de duyguyu da insanlığı da bıraktık ardımızda. 

Ve şimdi, bir şarkı duyduğumuzda gözümüz doluyor. Çünkü o şarkı, bizi biz yapan şeyin çok uzağında bıraktığımızı hatırlatıyor. 

“Arkadaşım eşek” demek kolay; ama bir zamanlar gerçekten eşekle arkadaş olmuş bir çocuk olarak kalmak zor. 

Belki de artık yapabileceğimiz tek şey var:

Uzun kulaklarını son bir kez sallayan o eşeğe bir selam göndermek.

Ve itiraf etmek: Seni değil, kendimizi unuttuk.

Sana değil, en çok kendimize küstük.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MEMENTO MORİ “ÖLECEĞİNİ HATIRLA”

  Sosyolojik Bir Deneme Sabahattin TURAN   Toplumların kendilerini nasıl kurduklarını anlamanın ince yollarından biri, onların ölümle ku...