Sabahattin TURAN
“Bir toplumun nasıl yaşadığını merak ediyorsanız, neyi attığına bakın.”
Atık… Kulağa hem çok umut verici hem de biraz ütopik geliyor
değil mi? Geri dönüşüm kutularının rengine göre ayrılmış umutlar, pırıl pırıl doğa
fotoğraflarının arkasında plastik torbaların çığlığı…
Ama sormak gerek: Gerçekten atıksız bir toplum mümkün mü?
Sosyolojik açıdan baktığımızda mesele daha da karmaşıklaşıyor.
Çünkü atık, sadece fiziksel değil; aynı zamanda sosyokültürel bir mesele. Atık dediğimiz
şey, aslında bir dönemin ideallerinin, tüketim alışkanlıklarının ve değer yargılarının
kalıntısı.
Bir düşünün… Reklamlar bize her gün daha fazlasını tüketmemizi fısıldarken, bizden atıksız yaşamamızı bekleyen bir sistem ne kadar samimi olabilir? Sosyal medyada bambu diş fırçaları, bez torbalar, metal pipetler arasında “eko-elitizm” yükselirken, dar gelirli bir vatandaş için tek kullanımlık poşet hâlâ ekonomik bir zorunluluk.
Yani atık, aslında sınıfsal bir meseledir de aynı zamanda.
Ama tüm bu zorluklara rağmen hâlâ umut var. Çünkü toplumlar
dönüşebilir. Alışkanlıklar değişebilir. Çocuklar okulda artık “doğayı koru” diye
değil, “atık üretme” diye öğreniyor. Gençler, ikinci el giysiyi modaya dönüştürüyor.
Komşular birlikte kompost yapıyor. Küçük şeyler büyük farklar yaratıyor.
Atık, yalnızca çevreyle barışmak değil; kendi yaşam biçimimizi,
değer yargılarımızı ve ilişkilerimizi de gözden geçirmek demek. Sosyolojik olarak
atığın geleceği var mı derseniz…
Ben şöyle derim: Eğer birlikte hareket edersek, “atıksız”
bir toplum değil belki ama “anlamlı tüketen” bir toplum hayal değil.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder