Sabahattin TURAN
Günlük hayatımızda
en çok kullandığımız ama en az üzerinde düşündüğümüz şeylerden biri: ambalajlar.
Sabah açtığımız süt kutusu, öğle yemeğinde yediğimiz hazır salatanın plastik kabı,
akşam marketten aldığımız ürünlerin rengârenk ambalajları… Kullandığımız anda işlevini
yitiren bu materyallerin ardından ne olduğuyla ilgileniyor muyuz gerçekten?
Geri dönüşüm artık
sadece çevrecilerin ya da birkaç duyarlı vatandaşın meselesi değil. Bu, bir sistem
meselesi. Ve sistemin ilk halkasında biz varız. Ambalaj atıklarını sadece ‘ayırmak’
değil, onları doğru ve etkin bir şekilde geri dönüştürmek gerekiyor. Çünkü sadece
plastik şişeyi mavi kutuya atmakla iş bitmiyor.
Doğru geri dönüşüm,
atığın ilk aşamada temiz ve uygun şekilde ayrıştırılmasıyla başlıyor. Yani pizza
kutusunu yağlı haliyle kâğıt atığa atmak, sistemin tamamına zarar veriyor. Aynı
şekilde plastikle kâğıdın birbirine yapıştığı ambalajlar, doğru bir işleme girmediğinde
tonlarca malzemenin çöpe gitmesine neden olabiliyor.
Etkin geri dönüşüm
ise başka bir boyut. Türkiye’de her yıl milyonlarca ton ambalaj atığı çıkıyor. Ancak
bunların ne kadarı gerçekten işleniyor? Ne kadarı yurt dışına satılıyor? Ve en önemlisi,
geri dönüştürülen malzeme tekrar üretimde ne kadar kullanılıyor? Bu soruların yanıtı
net değil. Oysa bu işin bir matematiği, bir ekonomisi ve elbette bir vicdanı olmalı.
Burada belediyelere,
özel sektöre ve tüketicilere düşen büyük görevler var. Belediyeler, atık yönetimi
altyapısını güçlendirmeli; geri dönüşüm firmaları şeffaf ve sürdürülebilir iş modelleriyle
çalışmalı; bizler de tüketici olarak sadece çöp üretmeyip çöpümüzün sorumluluğunu
taşımalıyız.
Çünkü bu dünya
hepimizin. Ve attığımız her ambalaj, sadece bir atık değil ya doğaya bıraktığımız
bir yük ya da geleceğe attığımız bir umut olabilir. Tercih bizim.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder