23 Ekim 2025 Perşembe

KİBİRİN GÖRÜNMEZ ZIRHI: NEFSİN SESSİZ İSTİLÂSI

 Sabahattin Turan

 

Kibir, insanın ruh köklerinde sessizce filizlenen bir çürümedir. Dışı vakar, içi zehirdir. Kimi zaman insana asalet gibi görünür; oysa aslında acziyetin gizlenmiş hâlidir.

Eskiler “Kibrin aslı cehâlettir; çünkü bilen haddini bilir” derlerdi. Gerçekten de kibir, insanın kendini bilmemesinden doğar. Kendi aczini idrak eden, ne kadar güçsüz olduğunu gören kimse büyüklük taslamaz.

 

Gazâlî der ki: “Kibir, insanın kendi aslını unutmasıdır. İnsan, toprağın bağrından geldiğini hatırlasa, yere basarken bile hafif adımlar atardı.”

Ama bugünün insanı toprağı değil, ekranı seyreder. Kendini suretlerin arasında büyütür, gerçekte ise küçülür. Kalbin aynası buğulanmıştır; çünkü hakikatin ışığı, benliğin sisine çarpmaktadır.

 


İbn Haldun “Her topluluk kendi büyüklüğünü kutsar” der. Bu yüzden kibir, sadece bireyin değil, toplumun da hastalığıdır. Eskiden sultanların, ulemanın yahut zenginlerin kibrinden bahsedilirdi; bugün ise herkes kendi küçük tahtında oturur.

Bir zamanlar kibir sarayların yüksek duvarlarında gezerdi, şimdi cep telefonlarının ekranlarında dolaşıyor. Herkes görünmek, fark edilmek, “daha iyi” sanılmak istiyor.

 

Artık tevazu zayıflık, gurur ise meziyet gibi gösteriliyor. İnsan, sessizliğini değil, sesini; derinliğini değil, görüntüsünü büyütüyor.

Bourdieu’nün dediği gibi: “Görünürlük, modern toplumun yeni sermayesidir.”

Kibir, işte bu görünürlüğün çocuğudur — ışıltılı, sahte, aldatıcı.

 

Eskiler bu hâli “riyâ-i nezâket” diye adlandırırdı: kibar görünüp içten kibirli olmak.

Bugün bu hastalık bütün nezaket kalıplarına sirayet etmiş durumda. İnsan, tevazu takınarak bile kibirlenmeyi başarıyor.

 

Kibir, insanı dış dünyanın darbelerinden korur gibi görünür. Ama o zırhın içi, yavaş yavaş zehirle dolar. Kibirli kişi başkalarının sözünü duymaz, nasihati küçümser, eleştiriyi düşmanlık sayar. Çünkü kibir, en önce kulağı sağır eder.

Mevlânâ, “Kibrin ateşi gönülde yanınca, ilim dahi duman olur” der.

 

Bu ateş, çağımızda neredeyse kutsanmış durumda. “Kendine güven”, “kendini göster”, “kimseye boyun eğme” gibi cümleler, kibri cilalayan modern dualardır.

Oysa tevazu, kendini inkâr değil; haddini bilmektir.

Kibirli insan, kendine put diker ve sonra o putun önünde secdeye varır.

 

Tarih bize defalarca gösterdi: Roma’nın kibri kudretini çürüttü, Endülüs’ün kibri hikmetini soldurdu, Osmanlı’nın son zamanlarında bile ilim, tevazusunu kaybedince bereketini yitirdi.

Her medeniyet, alçak gönüllülüğünü yitirdiği anda çökmeye başlar.

 

Kibir yalnız bireyi değil, cemiyeti de kör eder.

Bugün herkes haklı, herkes bilen, herkes üstün…

İnançlı, seküler, fakir, zengin fark etmiyor; her grup kendi doğruluğuna iman etmiş durumda.

Artık kimse anlamak istemiyor, yalnızca onaylanmak istiyor.

Kibir, toplumsal konuşmayı değil, monoloğu besliyor.

Birbirini dinlemeyen insanların yaşadığı bir toplumda, hakikat değil, gürültü hâkim olur.

 

Eskiler “Edep, aklın suretidir” derdi. Edep kaybolunca, kibir o boşluğu doldurur.

Bugünün dünyasında merhamet bile bir üstünlük gösterisi hâline geldi.

Oysa merhamet, kendini yüceltmek için değil, başkasının yükünü hafifletmek için vardır.

Ama kibirli insan yardım ederken bile görünmek ister.

 

Nâbî der ki:

“Kibri terk eyle zira o kalb-i hakîri pâreler,

Tevazûdur ki kişiyi halk içinde yüce kılar.”

 

Gerçek büyüklük, küçülmeyi bilmektir.

Tevazu, insanı eksiltmez; aslında onu tam kılar.

Kibirli insanın kalbi taş kesilir; oysa tevazu, kalbi yumuşatır.

Bir milletin de, bir insanın da ömrü; kalbinin yumuşaklığı kadar uzundur.

 

Kibir, sessiz bir felakettir; görünmez, ama içeriden kemirir.

İnsanı korur gibi yapar, aslında yalnızlaştırır.

Oysa tevazu, sığınak değil; bir yürüyüştür — insanın kendine, Rabbine ve insana doğru attığı adım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...