1 Ekim 2025 Çarşamba

ATIK TOPLAYICISI

 Görünmeyen Atık Kahramanları 

Sabahattin TURAN

 

Sabahın serinliğinde, bir gölge geçer sokaktan. Henüz kepenkler açılmamış, kahve makineleri çalışmamıştır. Şehrin büyük kısmı uykudadır. Ama o uykunun sessizliğini delen bir ses vardır:

Metal bir arabaya düşen şişelerin sesi.

Birileri bu şehirde, bizim attıklarımızla yeniden hayata tutunmaktadır.

Kim mi?

Bizim çoğu zaman “görmediğimiz”, görsek bile gözlerimizi kaçırdığımız atık toplayıcıları.

 

Şehirlerin ışıkları parlak, sokakları temiz görünebilir. Ama o temizliğin ardında, her sabah çuvalını sırtına almış bir insanın emeği vardır.

Bu insanlar, sadece atık toplamaz; bizim sorumluluğumuzu taşır.

Biz plastikleri ayırmaya üşenirken, onlar gecenin ayazında, elleriyle tek tek seçer.

Görünmezler ama şehrin düzenini onlar sağlar.

Düşünün, onlar olmasa şehirlerimiz neye benzerdi?

Belki bir hafta içinde, tüm “medeniyetimiz” çöp dağlarına gömülürdü.


 

O zaman sormalı:

Bu insanlar bir gereklilik midir, yoksa sistemin unuttuğu bir yamadır?

Bir toplum, kendi atığını yönetmek için yoksulluğa muhtaç olmamalıdır.

 

Onlara sık sık “kahraman” deniyor.

Ama belki de bu kelime, bir vicdan tesellisi.

Evet, yaptıkları iş kutsaldır; doğayı, kaynakları, sokaklarımızı korurlar.

Ama kahramanlık, çoğu zaman özgür bir seçimin sonucudur.

Onlarınki bir mecburiyet.

Yoksulluğun, sistemsizliğin, sosyal adaletsizliğin içinden doğmuş bir mecburiyet.

Bir kahramanlık değil, bir hayatta kalma biçimi.

 

Romantize etmeyelim.

Bir çocuğun sırtında çuval görmek, bir topluma ilham değil, utanç vermelidir.

Onların işi gereklidir;

ama bu biçimde, bu şartlarda, bu sessizlikte yürütülmesi gereksiz bir eşitsizliğin ürünüdür.

 

Bir plastik şişe, bir cam parçası, bir karton kutu…

Her biri bir hikâye anlatır.

Atık toplayıcısı, bu hikâyelerin sessiz arkeoloğudur.

Bizim “gereksiz” gördüğümüz şeyleri yeniden anlamlandırır.

Onun ellerinde bir çöp, kaynak olur.

Bizim gözden çıkardığımız, onun gözünde bir umut, bir akşam yemeğidir.

Ve o anda, şu soru çınlar insanın zihninde:

 

“Acaba gereksiz olan o mu, yoksa biz mi fazla tükettik?”

 

Atık toplayıcısı aslında bize aynayı tutar.

O aynada, kendi israfımızı, bilinçsizliklerimizi, duyarsızlığımızı görürüz.

Ve belki de en çok o yüzden gözlerimizi kaçırırız.

 

Evet, onların işi ekolojik açıdan gereklidir.

Doğanın nefes almasını sağlar, kaynak döngüsünü sürdürür.

Ama etik açıdan, bu görünmez emeğin bu kadar ağır olması kabul edilemez.

Bir şehir, geri dönüşümünü insanların sırtına değil, adaletli sistemlere yüklemelidir.

Onların varlığı, bir toplumun çevre bilincini değil; sosyal ihmallerini gösterir.

 

Bir gün, gerçekten sürdürülebilir bir şehir inşa edeceksek,

o şehirde atık toplayıcısı hâlâ çuvalla değil, hakla yaşamalıdır.

Geri dönüşüm kutularının olmadığı sokaklarda değil,

saygının ve güvenliğin olduğu sistemlerde yer almalıdır.

 

Bizim temiz gördüğümüz şehir, aslında birilerinin ellerinin nasırlarıyla temizlenmiştir.

O elleri görmezden gelmek, vicdanı kirletir.

Oysa onlar, ne dilenir ne de bekler; sadece yaşamak isterler.

Ve yaşarken de bize bir ders verirler:

 

“Bir çuvalın içinde bile, dünya kadar emek vardır.”

 

Şimdi durup düşünelim:

Onların görünmediği bir şehir, gerçekten temiz midir?

Yoksa sadece üstü örtülmüş bir vicdan mı yaşar o sokaklarda?

 

Atık toplayıcısı, sadece şehrin çöplerini değil, bizim sorumluluğumuzu da toplar.

Bu yüzden, onlara kahraman demeden önce;

onlara insanca bir yaşam sunmanın yollarını aramalıyız.

Çünkü bir toplumun medeniyeti, ne kadar çöp ürettiğiyle değil,

o çöplerin içinden kimlerin geçtiğiyle ölçülür.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MEMENTO MORİ “ÖLECEĞİNİ HATIRLA”

  Sosyolojik Bir Deneme Sabahattin TURAN   Toplumların kendilerini nasıl kurduklarını anlamanın ince yollarından biri, onların ölümle ku...