Görünmeyen Atık Kahramanları
Sabahattin TURAN
Sabahın serinliğinde, bir gölge geçer sokaktan. Henüz kepenkler açılmamış, kahve makineleri çalışmamıştır. Şehrin büyük kısmı uykudadır. Ama o uykunun sessizliğini delen bir ses vardır:
Metal bir arabaya düşen şişelerin sesi.
Birileri bu şehirde,
bizim attıklarımızla yeniden hayata tutunmaktadır.
Kim mi?
Bizim çoğu zaman “görmediğimiz”, görsek bile gözlerimizi kaçırdığımız atık toplayıcıları.
Şehirlerin ışıkları
parlak, sokakları temiz görünebilir. Ama o temizliğin ardında, her sabah çuvalını
sırtına almış bir insanın emeği vardır.
Bu insanlar,
sadece atık toplamaz; bizim sorumluluğumuzu taşır.
Biz plastikleri
ayırmaya üşenirken, onlar gecenin ayazında, elleriyle tek tek seçer.
Görünmezler ama
şehrin düzenini onlar sağlar.
Düşünün, onlar
olmasa şehirlerimiz neye benzerdi?
Belki bir hafta içinde, tüm “medeniyetimiz” çöp dağlarına gömülürdü.
O zaman sormalı:
Bu insanlar bir
gereklilik midir, yoksa sistemin unuttuğu bir yamadır?
Bir toplum, kendi
atığını yönetmek için yoksulluğa muhtaç olmamalıdır.
Onlara sık sık
“kahraman” deniyor.
Ama belki de
bu kelime, bir vicdan tesellisi.
Evet, yaptıkları
iş kutsaldır; doğayı, kaynakları, sokaklarımızı korurlar.
Ama kahramanlık,
çoğu zaman özgür bir seçimin sonucudur.
Onlarınki bir
mecburiyet.
Yoksulluğun,
sistemsizliğin, sosyal adaletsizliğin içinden doğmuş bir mecburiyet.
Bir kahramanlık
değil, bir hayatta kalma biçimi.
Romantize etmeyelim.
Bir çocuğun sırtında
çuval görmek, bir topluma ilham değil, utanç vermelidir.
Onların işi gereklidir;
ama bu biçimde,
bu şartlarda, bu sessizlikte yürütülmesi gereksiz bir eşitsizliğin
ürünüdür.
Bir plastik şişe,
bir cam parçası, bir karton kutu…
Her biri bir
hikâye anlatır.
Atık toplayıcısı,
bu hikâyelerin sessiz arkeoloğudur.
Bizim “gereksiz”
gördüğümüz şeyleri yeniden anlamlandırır.
Onun ellerinde
bir çöp, kaynak olur.
Bizim gözden
çıkardığımız, onun gözünde bir umut, bir akşam yemeğidir.
Ve o anda, şu
soru çınlar insanın zihninde:
“Acaba gereksiz
olan o mu, yoksa biz mi fazla tükettik?”
Atık toplayıcısı
aslında bize aynayı tutar.
O aynada, kendi
israfımızı, bilinçsizliklerimizi, duyarsızlığımızı görürüz.
Ve belki de en
çok o yüzden gözlerimizi kaçırırız.
Evet, onların
işi ekolojik açıdan gereklidir.
Doğanın nefes
almasını sağlar, kaynak döngüsünü sürdürür.
Ama etik açıdan,
bu görünmez emeğin bu kadar ağır olması kabul edilemez.
Bir şehir, geri
dönüşümünü insanların sırtına değil, adaletli sistemlere yüklemelidir.
Onların varlığı,
bir toplumun çevre bilincini değil; sosyal ihmallerini gösterir.
Bir gün, gerçekten
sürdürülebilir bir şehir inşa edeceksek,
o şehirde atık
toplayıcısı hâlâ çuvalla değil, hakla yaşamalıdır.
Geri dönüşüm
kutularının olmadığı sokaklarda değil,
saygının ve güvenliğin olduğu sistemlerde yer almalıdır.
Bizim temiz gördüğümüz
şehir, aslında birilerinin ellerinin nasırlarıyla temizlenmiştir.
O elleri görmezden
gelmek, vicdanı kirletir.
Oysa onlar, ne
dilenir ne de bekler; sadece yaşamak isterler.
Ve yaşarken de
bize bir ders verirler:
“Bir çuvalın
içinde bile, dünya kadar emek vardır.”
Şimdi durup düşünelim:
Onların görünmediği
bir şehir, gerçekten temiz midir?
Yoksa sadece
üstü örtülmüş bir vicdan mı yaşar o sokaklarda?
Atık toplayıcısı, sadece şehrin çöplerini değil, bizim
sorumluluğumuzu da toplar.
Bu yüzden, onlara
kahraman demeden önce;
onlara insanca
bir yaşam sunmanın yollarını aramalıyız.
Çünkü bir toplumun
medeniyeti, ne kadar çöp ürettiğiyle değil,
o çöplerin içinden
kimlerin geçtiğiyle ölçülür.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder