Hiçbir düzen mutlak değildir; her şeyin bir artığı vardır.
Sabahattin TURAN
Bir şehirde yaşayan herkes, en az bir kez
görmüştür onu. Kaldırım köşesinde unutulmuş bir torba, rüzgârla savrulan bir poşet,
yağmurla sürüklenip mazgala sıkışmış bir plastik parçası…
“Serbest atık” deriz bunlara.
Sistemin dışına taşan, disipline sığmayan,
torbasına sığmamış fazlalıklar.
Ama serbest atık sadece teknik bir mesele
değildir; o, bir halet-i ruhiyedir. Her dönemin, her şehrin ve her insanın
içinde gizlenen bir “fazlalık duygusu”nun dışa vurumudur.
Her şehir, çöpünü nereye koyduğuna göre
okunur.
Roma’nın kanalizasyonları, Osmanlı’nın
gece bekçileri, bugünün sıfır atık sistemleri... Hepsi bir düzen, bir disiplin arayışının
ürünüdür.
Ama hiçbir sistem tam değildir.
Çünkü her sistem, dışarı taşan bir “fazlalık”
üretir.
Serbest atık, bu taşmanın maddesidir: biriken değil, kaçan; saklanan değil, sızan.
Bir köşe
başında gördüğümüz yırtık torba, aslında bize şunu söyler:
Bu şehir, kendi fazlalığını kaldıramıyor.
Her çöp, bir eksikliğin; her taşma, bir
ihmalin hikâyesidir.
Serbest atık sadece nesnelerden ibaret
değildir.
Toplum da kendi “fazlalıklarını”
üretir:
Görmezden gelinen yoksullar, dışlanan göçmenler,
unutulan işsizler...
Sistemin dışına itilen her insan, aslında
bir “sosyal atık”tır.
Tıpkı poşetten taşan bir kutu gibi, fazlalık
sayılır.
Ama varlığını sürdürür, görünmezliğin içinde bile görünür kalır.
Serbest atık
bu yüzden sadece koku değildir; vicdandır.
Bir yandan sistemin kusurunu ifşa eder,
bir yandan da “dışarıda kalmış olanların” sessiz çığlığını taşır.
Doğa kendi atığını serbest bırakmaz.
Düşen yaprak toprağa karışır, kuruyan ot
gübre olur, ölen hayvan yeni bir yaşamın hammaddesi...
Ama insan eliyle üretilmiş serbest atık,
doğanın bağrında öksüz kalır.
Plastik, doğanın diliyle konuşmaz.
Metal, taşın sabrını bilmez.
Ve bu yüzden toprağın üstünde, suyun
yüzeyinde, gökyüzünün altında “yabancı” gibi dolaşır.
Doğanın her
döngüsü tamken, insanın döngüsü hep yarım kalır.
Çünkü insan üretir, tüketir, unutur. Ama
doğa unutmaz.
Serbest atık yalnızca sokaklarda değil,
zihnimizde de birikir.
Unutamadığımız cümleler, bastırdığımız
anılar, içimizde yer bulamayan duygular...
Hepsi, bilincimizin köşelerinde birer “zihinsel
atık” gibi dolaşır.
Gündüz bastırılırlar, ama gece rüyalardan
taşarlar.
Hiçbir hafıza, tamamen temiz değildir.
Her insanın içinde bir çöp torbası vardır;
O torbanın içinden, bir gün mutlaka bir
şey taşar.
Serbest atık, bize şu basit ama derin gerçeği
fısıldar:
Hiçbir düzen mutlak değildir.
Her sistem, bir fazlalık üretir.
Ve o fazlalık, er ya da geç görünür olur.
Biz torbamızı
bağlarız, belediye toplar, kamyon uzaklara götürür.
Ama mesele, o çöpün nerede olduğunda değil;
Neden orada olmak zorunda kaldığındadır.
Serbest atık,
çağımızın en sessiz tanığıdır.
Belki de en çok, o sessizlikte kendimizi
duyarız.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder