Görünmeyen
Bir Medeniyet Eleştirisi
Sabahattin TURAN
Bakteriler... Mikroskobik, görünmez, suskun... Ama bir o kadar da etkili. İnsan gözünden saklanan, ancak insanın attığı her şeyi bilen canlılar. Modern çağın ayıbını sessizce kayda geçiren, israfın gölgesinde çoğalan, çöplüğün derinliklerinde bir medeniyetin nasıl çürüdüğünü belgeleyen sessiz tarihçilerdir onlar. Ve içlerinden biri vardır ki diğerlerinden ayrılır: Atık Bakterisi.
O, yalnızca
çürümeyi başlatan biyolojik bir canlı değildir. O, çağın tüketim
alışkanlıklarını yansıtan sosyolojik bir barometre, ahlaki
dejenerasyonun habercisi, ekonomik sistemin görünmeyen ama kokan
aynasıdır. Ne gariptir ki biz onu yalnızca kötü kokularla tanırız; oysa
asıl kokan, bizim zihniyetimizdir.
Atık bakterisi, sadece çöp kutularının dibinde değil, alışveriş torbalarının içinde yaşar. Market raflarında “bir alana bir bedava” promosyonlarında, indirimli ama asla ihtiyaç olmayan ürünlerin plastiklerinde, gösterişin tüketimi tetiklediği reklam kuşaklarında dolaşır.
Çünkü bu bakteri, tüketimden doğar. İnsan ne zaman ki ihtiyacını değil, nefsini satın alır; işte o zaman çoğalır. Ne zaman ki “lazım olur” diye alınan eşyalar rafa kaldırılır, ömürleri bitmeden çöpe gönderilir; işte o zaman bu bakterinin ekosistemi genişler.
Asıl tehlike
şuradadır: Atık bakterisi sadece nesneleri çürütmez, aynı zamanda anlamları
da çözümler.
Bir zamanlar
kutsal sayılan “ekmek”, artık yerlere atılıyor.
Bir zamanlar
evlerin başköşesine konan “kitap”, artık geri dönüşüm kâğıdı
sayılıyor.
Bir zamanlar
ömürlük kullanılan “giysiler”, artık haftalık modaların kurbanı
oluyor.
Ve işte bu çürümenin içinde, bakteriler değil biz insanlar çözünüyoruz.
Hayal et:
Eğer atıklarımız konuşabilseydi, ne anlatırlardı?
Biten bir
şampuan kutusu, neden dibinde hâlâ birkaç damla bırakıldığını sorar mıydı?
Çöpe atılmış bir ekmek parçası, “beni neden doyurulmamış bir çocuğa vermedin?”
diye haykırır mıydı?
Yeni ama artık moda dışı olmuş bir kıyafet, “beni neden bu kadar kolay vazgeçilebilir yaptın?” diye sorar mıydı?
Ama biz
onların yerine atık bakterilerini duyuyoruz. Çünkü o mikro organizmalar, bizim
gölgemizi, tercihlerimizi, sorumsuzluğumuzu çoğaltıyor.
İnsan neyi
atarsa, bakteriler onu sindirir. Ama her sindirim bir çürümeyle sonuçlanır.
Ve çürüyen yalnızca madde değil, anlamdır.
Düşünün:
Bir bakteri,
çöpte bulduğu bir oyuncağın içine yerleşmiş.
Oyuncak
sağlam, renkli, hatta ses çıkarıyor. Ama çocuk onu bir hafta oynadıktan sonra
sıkılmış.
Yeni
oyuncaklar daha parlak, daha gösterişli çünkü.
Oysa bu
oyuncak, yıllarca dayanabilir, başka bir çocuğa da mutluluk verebilir.
İşte atık
bakterisi burada sahneye çıkar:
“Oyuncağı
ben bozmadım,” der, “sizin sabrınız bozuldu.”
“Ben kitabı
küflemedim, siz okumadınız.”
“Ben ekmeği
bayatlatmadım, siz onu kutsal saymadınız.”
Bir gün,
tarihçiler değil, bakteriler yazacak bu çağın öyküsünü.
Arkeologlar
değil, mikrobiyologlar anlatacak çürüyen medeniyetleri.
Çünkü artık
çöplerimiz, mezar taşlarımızdan daha fazla şey söylüyor.
Her toplumun
atığı, o toplumun kültürel kodlarını yansıtır.
Bazı halklar
yemeklerini israf etmez, bazıları kitaplarını satar, bazıları ise eşyalarını
onarıp kuşaktan kuşağa devreder.
Ama bizim
toplumumuzda, tüketim kutsallaştıkça, atık artar.
Ve atık
arttıkça, bakteriler değil, vicdan küçülür.
Bugün çöp
tenekelerine baktığımızda, oraya sadece madde değil, bilinç de atılıyor.
Kullanılmamış
giysiler, açılmamış paketler, unutulmuş mektuplar, hiç okunmamış kitaplar…
Bunların
hepsi, insanın kendini dışarıya atma biçimidir.
Atık
bakterisi ise, bunu yorumlama biçimidir.
Atık
bakterisi bir sonuçtur, bir neden değil.
O, bizim
attığımızın yankısıdır.
İnsanlık
kendi elleriyle kurduğu sistemde her şeyi çürütmeye başladı:
Toprağı,
havayı, ilişkileri, zamanı ve en sonunda anlamı.
Ve şimdi,
mikroskobik bir bakteri bize haykırıyor:
“Ben sizden
doğdum. Siz ne kadar israf ederseniz, ben o kadar güçlenirim.
Benim yok
olmamı istiyorsanız, önce kendinizle yüzleşin.”
Dünyayı
bakteriler değil, bizim alışkanlıklarımız kirletiyor.
Ve çözüm, yeni teknolojilerde değil; yeni bir bilinçte, yeni bir edepte, yeni bir sadeleşmede.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder