Sözüm Meclisten Dışarı Dostlar
Sabahattin TURAN
Bazı sözler vardır, halk arasında gezinirken bir ağızdan diğerine geçer; kıyısından köşesinden eksilir ama özü kalır. İşte o sözlerden biriyle başlar bu şiir: "Sözüm meclisten dışarı." Yani “Kime dokunuyorsa alınsın” demek gibidir bu, ama aynı zamanda zarafetin son demidir. İncitmeden söylemek, söyleyip de karşıya bırakmak… Ne kadar azaldı, değil mi?
Metnin içinde dolaşan imgeler bir nehir gibi: Ali yazar, Veli bozar. Yazmak, emek; bozmak, ihanet. Bu sadece bireysel bir serzeniş değil, bir düzenin resmidir. Toplum, emeği takdir etmeyi değil, hızla tüketmeyi seçmiştir. Herkesin yazarı az, bozucusu bol. Bu denklemde hakikat, el değiştirirken çatırdar. Üretenin hakkı bozanın elinde oyuncak olur. Kup suyunu azar azar çeker; yani inanç, umut, sabır kurur. Fark ettirmeden, içten içe...
Ve sonra o keskin dize gelir: “Keskin sirke kupuna zarar.” Öfkenin, kırgınlığın ve belki de haklı isyanın bedelini yine taşıyan kap öder. Yani insan, kendi öfkesinde çatlar. Direnişin bile sınırını çizer hayat; çok sert olursan kendini yaralarsın. O zaman ne kalır geriye? Bir suskunluk… Sözlerin gürültüsüyle değil, susmanın çatlağında konuşan bir yorgunluk.
"Gözümde yaş görseler / Erkek ağlar mı derler?"
İşte burada şiir, duygunun cinsiyetle mühürlenmiş tabusuna dokunur. Erkeklik, taş olmak zorunda değildir. Yağmur yağıyorsa, gök ağlıyorsa, neden bir adam ağlayamasın? Gök gürlerken herkes susar da bir adam ağlayınca neden hor görülür? “Ben ıslanmışım çok mu?” diyen dizelerde hem kırılganlık hem bir meydan okuma vardır. Sessiz bir başkaldırıdır bu: Gözyaşının cinsiyeti yoktur, insana aittir.
“Bir gün dönsem
sözümden / Düşerim dost gözünden.”
Sadakatle bağlandığımız ilkeler zamanla bizi esir alabilir. Bir sözden dönmek bazen bir kurtuluş, bazen bir suçtur. Ama dünya dönüyorsa, insan da döner. Değişmek, ihanete eş değildir. Fakat insanlar değişimi cezalandırmayı sever. Sabit kalanı över, dönüşeni yargılar. Oysa devran döner ve bazen dönmemek, geride kalmaktır.
Ve en çarpıcı
bölümlerden biri gelir sonunda:
“Hayat duruyor
dostlar / Ben durmuşum çok mu?”
Bu bir teslimiyet
değil, bir sorgudur. Belki de direnişin en rafine biçimidir. Koşanların arasında
bir adım atmamak. Dönen dünyada sabit kalmak. Biten bir şey varsa, sadece insan
değildir; yaşamanın kendisi de bitebilir. O zaman durmak da bitmek de çok mu? Belki
de en insanca olan budur: Duruşu seçmek.
Bu şiir, bir
ağıt değildir sadece. Bir haykırış da değil. Bu metin, bir iç çekiştir.
Bir halk deyişiyle,
bir ilkyardım şiiriyle, bir kırgınlıkla örülmüş toplumsal vicdan ağıdır.
Kupun dibinde
kalmış son damla gibi, kurumuş umut gibi konuşur:
Azar azar çekilmişiz
hayattan.
Ve şimdi geriye
kalan o sorudur:
“Ben bitmişim,
çok mu?”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder