24 Temmuz 2025 Perşembe

HOLODOMOR

 Hafızasızlığın Anatomisi

Sabahattin TURAN

Unutmak: tarihsel olanın en estetik ve en korkunç biçimidir. Giorgio AGAMBEN

Holodomor, açlıktan çok daha fazla bir şeydir: bir kavram boşluğu, bir ses kaybı, bir anlam mezarlığı. 1932-33 Ukrayna’sında yaşanan bu yapay kıtlık, milyonlarca insanı ölüme sürükledi. Ancak bu ölüm sıradan değildi; doğadan değil, emirle gelmişti. Açlık planlanmış, hesaplanmış, dağıtılmıştı. 

Bu metin, Holodomor’u yalnızca “hatırlanması gereken bir tarihî olay” olarak değil, bugünün düşünsel karanlığına düşen bir etik aydınlatma fişeği olarak ele alır. Çünkü Holodomor, yalnızca Ukrayna’nın değil, bütün insanlığın arşivlenmiş utancıdır. 

Michel Foucault, modern iktidarın özünü “biyopolitika” kavramıyla açıklar: yaşamın kendisi, bir yönetim nesnesine dönüşmüştür. Holodomor, tam da bu noktada yer alır. Burada beden, artık sadece “yaşayan” değil, yönetilen, ölçülen ve cezalandırılan bir varlıktır. 

Sovyet rejimi, Ukrayna köylüsünü biyopolitik bir haritaya dönüştürmüştür. Kalori miktarları belirlenir. Hangi köye ne kadar tahıl gönderileceği, kimin yaşayıp kimin öleceği tıpkı bir mühendislik projesi gibi planlanır. Ölüm artık tesadüf değil; bir formül, bir grafik ve bir normtur. 

Sergi Alanı: "Biyopolitik Sofra" 

Ø  Bir cam masanın üzerine dağılmış kalori cetvelleri.

Ø  Masanın ortasında bir kaşık ve çatal: biri altından, biri paslı demirden.

Ø  Masanın altında şu yazı: “Aynı beden. Farklı rejim. Biri doyuyor, diğeri ölüyor.” 

Arendt’in "totaliter rejim" tanımı, Holodomor için bir mercek değil, bir ışıldayan pusula gibidir. Arendt’e göre totaliterizm, insanı birey olmaktan çıkarır; onu kitleye, rakam haline, istatistiğe dönüştürür. 

Holodomor’da köylüler sadece aç bırakılmadı; isimlerinden soyulup rakama çevrildiler. Ölüm belgelerinde “doğal nedenler” yazıldı. Oysa doğa susuyordu; konuşan sadece emirlerdi. Toprak, o yıl da verimliydi. Ancak Stalin’in planında aç kalması gereken milyonlar vardı. Bu, bir doğa olayının değil, ideolojik bir cezanın sonucuydu. 

Sergi Alanı: "Kimliksiz Kayıplar 

Ø  Üzerinde yalnızca rakam yazan mezar taşları: “№ 3189”, “№ 5021”, “№ 7760”

Ø  Taşların altına şu cümle işlenmiş: “İsimlerini unuttuk. Açlıklarını değil.” 

Agamben’in “Homo Sacer” kavramı, hukuk dışı ama öldürülmesi serbest bedenleri tanımlar. Holodomor’da Ukrayna köylüsü, bu statünün ta kendisidir. Ne bir mahkeme onları yargılar ne bir yasa korur. 

Köylü, artık devletin gözünde bir vatandaş değil, müdahale edilmesi gereken bir sorundur. Agamben'in “çıplak hayat” dediği şey, burada aç bir çocuğun mezarsız cesediyle görünür hâle gelir. 

Bu insanlar öldürülmez; ama yaşatılmaz da. İktidar, bir tür “yaşatmama hakkı” talep eder. Ve bu hak, Holodomor’da topyekûn uygulanır. 

Sergi Alanı: "Yas Hakkı Bile Verilmeyenler" 

Ø  Siyah tüllerle kaplı bir alan. Hiçbir cenaze, hiçbir ağıt sesi yok.

Ø  Tavandan sarkan boş beşikler.

Ø  Duvarda şu yazı:Bazen ölüm değil, ölülere hak tanımamak öldürür insanı. 

Derrida, hafızanın politik olduğunu söyler. Arşiv, bir şeyleri korumaz; diğerlerini dışlar. Holodomor bu dışlamanın en trajik örneğidir. 

Fotoğraflar yoktur. Belge yoktur. Mezarlık yoktur. Çünkü Sovyetler, bu kıyımı kayda geçirmemeyi seçmiştir. Unutma, burada sadece pasif bir ihmalkârlık değil, aktif bir silme politikasıdır. 

Holodomor, Derrida’nın “arşivin laneti” kavramına dönüşür: ne zaman arşivden silersen, o zaman gerçek başlar bağırmaya. 

Sergi Alanı: "Kayıt Dışı" 

Ø  Duvarlar boyunca boş çerçeveler.

Ø  Her çerçevenin altında şu ifade: Bu fotoğraf hiç çekilmedi. Çünkü çekilseydi, suç olurdu. 

Holodomor bir ekolojik felaketi değil, ekolojik imajın manipülasyonunu da içerir. Toprak bereketlidir. Tarlalar altın sarısıdır. Fakat buğday sadece ihracat için taşınır. Köylü, kendi ektiği buğdaya düşman ilan edilir. 

Burada doğa, insan eliyle ihanete uğrar. Bu, bir tür “toprak ihaneti”dir. Holodomor, yalnızca insanı değil, doğanın döngüsünü de kırar. 

Sergi Alanı: "Tarlalar ve Tabutlar" 

Ø  Gerçek buğday saplarından yapılmış tabutlar.

Ø  Tabanlarında şu söz: Ektiğimiz bizi doyurmadı. Üzerimize örtüldü. 

Holodomor’un tanınmaması, yalnızca bir siyasi inat değildir; küresel vicdanın çürümüşlüğünün delilidir.

Bugün hâlâ bazı devletler Holodomor’u “soykırım” olarak tanımaktan çekiniyor. Çünkü tanımak, sadece geçmişe değil, bugüne de bakmayı gerektirir. 

Eğer bir halkın açlıktan ölmesi hâlâ “politik tartışma” konusuysa, orada tarih değil, çıkar konuşuyordur. Holodomor, yalnızca açlıktan ölmenin değil, gerçekle bağımızın da ölümüdür. 

“Bir halkı açlıktan öldürebilirsin. Ama onun hatırasını gömemezsin.” Anonim Holodomor tanığı

“Tarlalar sarıydı. Ellerimiz toprağa gömülüydü. Karnımız boğuktu. Tanrının değil, insanın kıtlığıydı bu.” (Sergi şiir panosundan)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...