Kendilik İstenci, Tahakküm Dili ve Marazî Aşkın İntiharı Üzerine Bir Deneme
Aşk, modern öznelliğin en çok istismar ettiği kelimedir.
İçeriği boşaltılmış, törenleşmiş ve tüketilmiş. Sevginin sahici yüzünü yitirdiği
yerde, âşık artık maşuka değil, o maşuk üzerinden kendine yönelmiş bir öz-doyum
çarkına dönüşür. Modern birey, sevmek isterken bile kendini yeniden üretme gayreti
içindedir. İşte kötü âşık, bu çağın çocuğudur: Maşukunu sever gibi yapar, fakat
esasında kendi narsistik suretine tapar.
Sosyolojik olarak bu tür aşk, benliğin kutsandığı ve ötekinin
silindiği bir yapısal şemadır. Burada sevgi değil, bir tür iktidar biçimi işler.
Aşkın nesnesi olan maşuk, bir özne değil, bir simgeye dönüştürülür. Simge ise anlamı
aşkın değil, aşkın içinde hapsedilmiş olandır. Kötü âşık, maşuku yaşatmaz; onda
kendini yaşatır. Onun acısı, onun iradesi, onun kaçışı, âşık için ancak kendi terk
edilmişliğini derinleştirirse anlamlıdır. Bu, bir tür “ben-merkezci sevgi
tiranlığı”dır.
Bu aşk biçimi, klasik manada mecazî aşkı da bertaraf eder.
Divan şiirinin o incelikli sevgisi bile burada geçersizdir. Çünkü orada âşık, maşuk
karşısında eriyen bir benlik iken; burada, kendi arzusuyla yüceltilen bir benliktir
söz konusu olan. Bu sevgi, Attâr’ın Simurg’una çıkmaz; Sisyphos’un kendine dönen
sonsuz çilesinde tükenir. Çünkü sevgi burada bir “diğeri için varlık” değil, “kendim
için diğerinin varlığı” hâline dönüşmüştür.
Bu marazî sevgi biçimi, modern ilişkilerde patolojik derecede
yaygındır. “Seni seviyorum” cümlesinin altında çoğu kez şunlar saklıdır:
“Sana ihtiyacım
var.”
“Seninle daha
değerli hissediyorum.”
“Beni ben yapan
sensin.”
Ama dikkat: Bu cümlelerin hiçbirinde gerçek sevgi yoktur.
Bunlar, kişinin kendi psikolojik boşluğunu kapatma çabasıdır. Aşk, burada bir duygusal
sömürü aracıdır. Sevmek, karşıdakinin varlığını tanımak değil; onu kendi varlığının
yedeği kılmaktır.
Bu noktada Michel Foucault’nun “iktidar ilişkileri” üzerine
söyledikleri çarpıcıdır. Foucault, iktidarın sadece baskıyla değil, arzuyla da işlediğini
söyler. Kötü âşık, maşuka aşkını itiraf ederken bile aslında bir iktidar pratiği
uygulamaktadır. "Seni seviyorum" demek, "senin üzerindeki söz hakkını
talep ediyorum" anlamına gelir. Aşk burada bir itiraf değil, bir işgal aracıdır.
Bu nedenle, kötü âşık, sevdiğini susturmak ister. Çünkü maşukun kendi benliğine
ait bir dili olması, o aşkın tekil hâkimiyetini bozar.
Simmel, modern bireyin “bireyleşme süreci” içinde yalnızlaşarak kendini tanımladığını söyler. Kötü âşık da bu yalnızlık içinde bir başkasına değil, kendine sarılır. Sevgi kisvesi altında kurduğu bağ, bir bağlılık değil, bir bağımlılıktır. Sevgiliden çok, sevme hâlinin kendi üzerindeki yansımasını arzular. Çünkü sevilmek, var olduğunu teyit eden son sığınaktır. Ve kötü âşık, maşuku kaybettiğinde sevgisini değil, kendi varlık tasdikini yitirir.
Bir adım daha derinleşelim:
Aşk, metafizik düzeyde bir “öteki” ile karşılaşma, kendi
sınırlarını aşma ve hatta erime riskini alabilme hâlidir. Ama kötü âşık, “öteki”nin
varlığını yok sayar. Onu özdeşleştirir, düzleştirir, metalaştırır. Bu sevgi değil;
sömürüdür. Sevilenin özgürlüğü, bu yapının en büyük tehdididir. Çünkü gerçek bir
öteki, yani özgür bir maşuk, aşığın tahayyülünü bozar. O nedenle kötü âşık, ya maşukunu
kırar ya da onun yerine geçer.
Bu patolojide aşk, bir “sahneleme”ye dönüşür. Maşukun gülüşü,
onun sevildiğine dair bir kanıt; suskunluğu, ihanete dair bir imadır. Yani maşukun
her hâli, âşığın iç dünyasında bir tercümeye maruz kalır. Onun varlığı değil; onun
üzerine kurulan anlamlar sevilir. Aşk burada iletişim değil, yorumdur. Ve yorum,
çoğu kez anlamı bastırır.
Netice?
Kötü âşık sevmez. O, kendi sevme hâlini sever. Ve bu yüzden
onun aşkı hiçbir zaman maşuka ulaşamaz. Çünkü maşuk onun için sadece bir duvardır:
Kendi duygularını, kendi yokluk korkusunu, kendi değersizlik hissini üzerine yansıttığı
bir duvar. Ve o duvar bir gün konuşsa, şöyle derdi:
"Ben senin beni sevdiğin kişi değilim. Sen de benim
seni sandığım kişi değilsin."
Aşk, iki varlığın karşılaşmasıdır. Kötü âşık ise, kendine
bakarken ötekini siler. Ve bu silme eylemi, aşk değil; tahakkümün en edebi biçimidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder