4 Temmuz 2025 Cuma

BEN SENİN DEĞİL, SANA BAKAN KENDİMİN AŞIĞIYIM

 Kendilik İstenci, Tahakküm Dili ve Marazî Aşkın İntiharı Üzerine Bir Deneme

 Sabahattin TURAN

Aşk, modern öznelliğin en çok istismar ettiği kelimedir. İçeriği boşaltılmış, törenleşmiş ve tüketilmiş. Sevginin sahici yüzünü yitirdiği yerde, âşık artık maşuka değil, o maşuk üzerinden kendine yönelmiş bir öz-doyum çarkına dönüşür. Modern birey, sevmek isterken bile kendini yeniden üretme gayreti içindedir. İşte kötü âşık, bu çağın çocuğudur: Maşukunu sever gibi yapar, fakat esasında kendi narsistik suretine tapar.

Sosyolojik olarak bu tür aşk, benliğin kutsandığı ve ötekinin silindiği bir yapısal şemadır. Burada sevgi değil, bir tür iktidar biçimi işler. Aşkın nesnesi olan maşuk, bir özne değil, bir simgeye dönüştürülür. Simge ise anlamı aşkın değil, aşkın içinde hapsedilmiş olandır. Kötü âşık, maşuku yaşatmaz; onda kendini yaşatır. Onun acısı, onun iradesi, onun kaçışı, âşık için ancak kendi terk edilmişliğini derinleştirirse anlamlıdır. Bu, bir tür “ben-merkezci sevgi tiranlığı”dır.

Bu aşk biçimi, klasik manada mecazî aşkı da bertaraf eder. Divan şiirinin o incelikli sevgisi bile burada geçersizdir. Çünkü orada âşık, maşuk karşısında eriyen bir benlik iken; burada, kendi arzusuyla yüceltilen bir benliktir söz konusu olan. Bu sevgi, Attâr’ın Simurg’una çıkmaz; Sisyphos’un kendine dönen sonsuz çilesinde tükenir. Çünkü sevgi burada bir “diğeri için varlık” değil, “kendim için diğerinin varlığı” hâline dönüşmüştür.

Bu marazî sevgi biçimi, modern ilişkilerde patolojik derecede yaygındır. “Seni seviyorum” cümlesinin altında çoğu kez şunlar saklıdır:

“Sana ihtiyacım var.”

“Seninle daha değerli hissediyorum.”

“Beni ben yapan sensin.”

Ama dikkat: Bu cümlelerin hiçbirinde gerçek sevgi yoktur. Bunlar, kişinin kendi psikolojik boşluğunu kapatma çabasıdır. Aşk, burada bir duygusal sömürü aracıdır. Sevmek, karşıdakinin varlığını tanımak değil; onu kendi varlığının yedeği kılmaktır.

Bu noktada Michel Foucault’nun “iktidar ilişkileri” üzerine söyledikleri çarpıcıdır. Foucault, iktidarın sadece baskıyla değil, arzuyla da işlediğini söyler. Kötü âşık, maşuka aşkını itiraf ederken bile aslında bir iktidar pratiği uygulamaktadır. "Seni seviyorum" demek, "senin üzerindeki söz hakkını talep ediyorum" anlamına gelir. Aşk burada bir itiraf değil, bir işgal aracıdır. Bu nedenle, kötü âşık, sevdiğini susturmak ister. Çünkü maşukun kendi benliğine ait bir dili olması, o aşkın tekil hâkimiyetini bozar.

Simmel, modern bireyin “bireyleşme süreci” içinde yalnızlaşarak kendini tanımladığını söyler. Kötü âşık da bu yalnızlık içinde bir başkasına değil, kendine sarılır. Sevgi kisvesi altında kurduğu bağ, bir bağlılık değil, bir bağımlılıktır. Sevgiliden çok, sevme hâlinin kendi üzerindeki yansımasını arzular. Çünkü sevilmek, var olduğunu teyit eden son sığınaktır. Ve kötü âşık, maşuku kaybettiğinde sevgisini değil, kendi varlık tasdikini yitirir. 

Bir adım daha derinleşelim:

Aşk, metafizik düzeyde bir “öteki” ile karşılaşma, kendi sınırlarını aşma ve hatta erime riskini alabilme hâlidir. Ama kötü âşık, “öteki”nin varlığını yok sayar. Onu özdeşleştirir, düzleştirir, metalaştırır. Bu sevgi değil; sömürüdür. Sevilenin özgürlüğü, bu yapının en büyük tehdididir. Çünkü gerçek bir öteki, yani özgür bir maşuk, aşığın tahayyülünü bozar. O nedenle kötü âşık, ya maşukunu kırar ya da onun yerine geçer.

Bu patolojide aşk, bir “sahneleme”ye dönüşür. Maşukun gülüşü, onun sevildiğine dair bir kanıt; suskunluğu, ihanete dair bir imadır. Yani maşukun her hâli, âşığın iç dünyasında bir tercümeye maruz kalır. Onun varlığı değil; onun üzerine kurulan anlamlar sevilir. Aşk burada iletişim değil, yorumdur. Ve yorum, çoğu kez anlamı bastırır.

Netice?

Kötü âşık sevmez. O, kendi sevme hâlini sever. Ve bu yüzden onun aşkı hiçbir zaman maşuka ulaşamaz. Çünkü maşuk onun için sadece bir duvardır: Kendi duygularını, kendi yokluk korkusunu, kendi değersizlik hissini üzerine yansıttığı bir duvar. Ve o duvar bir gün konuşsa, şöyle derdi:

"Ben senin beni sevdiğin kişi değilim. Sen de benim seni sandığım kişi değilsin."

Aşk, iki varlığın karşılaşmasıdır. Kötü âşık ise, kendine bakarken ötekini siler. Ve bu silme eylemi, aşk değil; tahakkümün en edebi biçimidir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MEMENTO MORİ “ÖLECEĞİNİ HATIRLA”

  Sosyolojik Bir Deneme Sabahattin TURAN   Toplumların kendilerini nasıl kurduklarını anlamanın ince yollarından biri, onların ölümle ku...