Sabahattin TURAN
Ne zaman boş bir su şişesini
mavi kutuya atsam, içimden küçük bir kahraman doğuyor. Sanki kutunun içinden minik
bir çevre perisi çıkıp bana “Aferin, sen gerçekten bu gezegeni önemsiyorsun” diyor.
O an gözümde Leonardo DiCaprio, Greta Thunberg ve ben—dünyayı kurtaran üçlü olarak
el ele yürüyoruz.
Ama sonra aklıma şu geliyor:
Ya ben o şişeyi yıkamadan attıysam? Ya içinde birkaç damla kola kalmışsa? Ya o “geri
dönüştürülebilir” sandığım paket aslında yedi farklı malzemenin karmakarışık
birleşimiyse? Eyvah.
Modern çağın en büyük yanılgılarından biri: “Ben geri dönüşüme atıyorum, gerisi sistemin sorunu.” Hayır sevgili okur, sistem zaten baştan beri biraz sorunlu. Çünkü plastikle kaplanmış kartonlar, alüminyum folyoya sarılmış kağıtlar, kâğıt görünümlü ama içinde plastik film olan zarflar derken… Geri dönüşüm kutusu, çöplerin mezarlığına dönüyor. Ruhları huzura ermeyen ambalajlar, orada sessizce bekliyor.
Bir de şu var: Her ambalaj
geri dönüştürülebilir yazıyor. Çünkü kulağa çok hoş geliyor. Ama tıpkı “organik”
ya da “doğal” gibi, bu da bazen sadece bir pazarlama duası. Gerçekte o ambalajın
geri dönüştürülüp dönüştürülmediği, işlenebilirliği, kirliliği, maliyeti... Hepsi
koca bir muamma.
Ve biz, bu muammayı mavi kutuya
atarak çözdüğümüzü sanıyoruz.
Ama hakkını yemeyelim; sistem
de bize pek yardımcı olmuyor. Geri dönüşüm kutuları hâlâ mahallede saklambaç oynuyor.
Etkin toplama sistemi mi? Eh, biraz temennilere bağlı. Endüstriyel ölçekte verimli
geri dönüşüm? O da büyüklerimizin takdirine kalmış.
Peki biz ne yapacağız? Süper
kahraman gibi hissetmeden önce, o şişeyi bir sudan geçirsek fena olmaz. Ambalajları
tüketirken “Bunu sonra ayrıştırmak mümkün mü?” diye düşünsek, belki de daha az karmaşa
yaratırız. Ya da en radikali: Daha az ambalajlı ürün tükensek? Aman aman! Ne diyorum
ben öyle, alışveriş keyfimizin içine limon sıkmayalım şimdi…
Sonuç olarak, geri dönüşüm
bir mucize değil. Daha çok, mucizeye uygun zemin hazırlanması gereken bir süreç.
Ve biz bu sürecin en başındaki tuğlayız. Doğru yere, doğru şekilde konmazsak, üzerine
ne inşa edilirse edilsin yıkılmaya mahkûm.
Ama moral bozmak yok! Sonuçta
mavi kutuya attığımız her şey, içimizdeki küçük çevreciyi gülümsetmeye devam edecek.
Dünya kurtulmasa da biz kurtulduk sanmaya devam ederiz. O da bir şeydir, değil mi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder