Sabahattin TURAN
Bazı sözler vardır ki, yüzyılların acısını bir cümleye sığdırır. “Fakirin gururu olmaz” da bunlardan biridir. Bu söz, yalnızca bir ekonomik yoksunluğu değil; toplumsal bir gerçekliği, sınıfsal bir ezikliği, insan onuruyla hayat arasında sıkışmışlığın sızısını dile getirir. Ama bu söz doğru mudur? Fakirin gerçekten gururu olmaz mı? Yoksa bu söz, güçlünün diliyle yazılmış, zayıfı hizaya getiren bir kabullenmeye mi dönüşmüştür?
Fakirlik, sadece cebin boşluğu değil; çoğu zaman,
fırsatların yokluğu, görmezden gelinmenin, ötelenmenin, susturulmanın diğer adıdır.
Fakir, lokmasını hesaplarken, bir başkası gururla masalar donatır. Fakir, çocuğuna
defter almayı dert ederken, başkası en son model arabayla övünür. Ve toplum, fakire
sürekli alçakgönüllülük öğütler: “Ayağını yorganına göre uzat”, “Büyük lokma ye,
büyük laf etme”, “İyilik yap, konuşma”… Peki neden? Çünkü fakirin sesi, sistemin
dengesini bozar. Fakirin gururlu olması, hakkını araması, eşitsizliği sorgulaması,
mevcut düzenin çıkarına aykırıdır.
Ama gerçekte, fakirin de gururu vardır. Hem de en
sahicisinden. Çünkü o, azla yetinmeyi bilir, paylaşmanın erdemini taşır. Fakirin
gururu; gösterişli sofralarda değil, kuru ekmeğini bölüşmesindedir. Marka giysilerde
değil, yırtık ayakkabısıyla utandırmadan yürüyebilmesindedir. Sahip olmadıklarını
kinle değil, vakar ile karşılamasındadır.
Tarih, fakirliğin utanç değil, çoğu zaman izzet vesilesi
olduğuna dair örneklerle doludur. Yunus Emre’nin, Hacı Bektaş-ı Veli’nin, Mevlana’nın
yaşadığı dönemlerde; maldan çok mananın, paradan çok kalbin zenginliğine değer verilirdi.
Anadolu irfanında “tokgözlülük”, en büyük ahlaki meziyet sayılırdı. Fakir ama onurlu
insanlar, “kanaatkâr” sıfatıyla yüceltilir; onların gönül zenginliği, mal zenginliğinden
üstün görülürdü.
Selçuklu'dan Osmanlı’ya, pek çok devlet yöneticisi,
“fakir halkın duası”nı talih saymış, onlara karşı hassasiyetle davranmıştır. Çünkü
yoksulun gururu, hak arayışının, adaletin ve toplumsal huzurun ölçüsüydü. Fakirin
gururu olmazsa, toplumun vicdanı da olmaz.
Türk edebiyatı da bu sözün çeperinde dönen çelişkileri
çokça işlemiştir. Orhan Kemal’in işçileri, Yaşar Kemal’in köylüleri, Sait Faik’in
balıkçıları hep bir yoksulluğun içinde ama dimdik dururlar. Fakirdirler ama karakterleri
sağlamdır. Onlar için para, insanı insan yapmaz; önemli olan vicdan, dürüstlük ve
dirayettir. Fakirin gururunun en güzel ifadesi, belki de Sabahattin Ali'nin Kuyucaklı
Yusuf’undadır: "Onlar bizden insanlıklarını almaya çalıştılar; vermedik."
Aşık Veysel’in sesi, toprak gibi sadedir. Ama bir
o kadar da derin, gururludur. Ne zenginliğe öykünür ne de yoksulluğunu saklar. Çünkü
gerçek edebiyat, gösterişe değil, hakikate yaslanır.
Sosyolog Pierre Bourdieu, insanların sadece ekonomik
değil, kültürel ve sembolik sermayeye de sahip olduğunu söyler. Fakirler, paraya
değilse de dayanışma, direnç ve manevi değerler açısından oldukça zengin olabilirler.
Ancak modern toplum, tüm bu değerleri ikinci plana atıp “paran varsa konuş, yoksa
sus” düzenini kurmuştur. Bu düzende fakirlik bir suç, gurur ise lüks haline gelir.
Böylece “fakirin gururu olmaz” sözü, bir gözdağına dönüşür.
Ancak sosyal hareketler, işçi direnişleri, gecekondu
mücadeleleri, tüm bu ezilmişliğe rağmen gururla ayağa kalkmanın örnekleridir. Demek
ki fakirin gururu, yalnızca bireysel bir meziyet değil; toplumsal bir uyanışın da
tetikleyicisidir.
“Fakirin gururu olmaz” sözü, bir gerçeği mi anlatır,
yoksa bir ideolojik yönlendirme midir? Belki ikisi de. Ama asıl mesele, bu sözü
sorgulamaktır. Çünkü fakir, gururlu olursa kimseye minnet etmez. Fakir gururlu olursa,
adalet talep eder. Fakir gururlu olursa, başını eğmez. Ve işte o zaman, dünyanın
dengesi sarsılır.
O yüzden belki de en çok korkulan şey, gururlu bir fakirdir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder