6 Mayıs 2025 Salı

MÜKEMMEL, MÜMKÜNÜN DÜŞMANI MIDIR?

Bir Zihinsel Sapmanın Anatomisi

Sabahattin TURAN


İnsanın “daha iyi”ye duyduğu arzunun evrimi, onu mağara duvarlarına çizdiği figürlerden CERN’de parçacık hızlandırıcılarına kadar taşıdı. Ancak bu yükselişin içinde, zaman zaman tökezleten bir paradoks gizlidir: Mükemmellik takıntısı.

“Mükemmel, iyinin düşmanıdır.” Bu söz, ilk kez 18. yüzyılda Voltaire’in "Le mieux est l’ennemi du bien" (Daha iyisi, iyinin düşmanıdır) sözü kaleminden çıkmış gibi görünse de kökleri çok daha eskiye, Antik Yunan’ın “arete” anlayışına kadar uzanır. Aristoteles’e göre erdem, aşırılıklardan uzak, ölçülü bir denge hâlidir. Ne var ki çağdaş insan, bu dengeyi çoğu zaman ya mükemmelliğin ya da yetersizliğin uçlarında arıyor.

Modern çağın bireyi için “başlamak”, artık çoğu zaman “yetersizlikle yüzleşmek” anlamına gelir. Bir projeye girişmeden önce en ideal koşulları arar, bir fikri dile getirmeden önce onu tüm yönleriyle kusursuzlaştırmaya çalışırız. Oysa bilgi tarihi, mükemmellik değil cesaretle yazılmıştır. Kopernik, evrenin merkezine Güneş’i yerleştirdiğinde kusursuz bir model sunmamıştı ama zihinsel bir zinciri kırmıştı. Freud’un teorileri eksiklerle doluydu, ama insanın iç dünyasına dair algıyı geri dönülmez biçimde değiştirdi.

Mükemmeliyetçilik, çoğu zaman bir fazilet değil, bir zihinsel sapmadır. “Yeterince iyi” olanı küçük görme eğilimi, insanın hem bireysel üretkenliğini hem de toplumsal ilerleyişini sekteye uğratır. Zira hiçbir devrim mükemmel bir tasarımla başlamaz; aksine, çoğu zaman eksik ama samimi bir adımla doğar.

Dahası, mükemmellik fikri çoğunlukla soyuttur ve mutlak değildir. Her çağın, her toplumun, hatta her bireyin “mükemmel” tanımı değişkendir. Dolayısıyla bu soyut ideale ulaşma arzusu, Sisifos’un kayasını dağa yuvarlamasına benzer: bir sonsuzluk çabası.



Belki de sormamız gereken asıl soru şudur: Gerçekle temas hâlinde olmayan bir mükemmellik arzusu, hakiki ilerlemenin önünde bir pranga değil midir? Bir düşünceyi paylaşmak için onun “kusursuz” biçimde olgunlaşmasını beklemek, belki de o düşüncenin hiç duyulmamasıyla eşdeğerdir.

Bu nedenle, çağımızın en radikal eylemlerinden biri artık şu olabilir: Eksik de olsa söylemek, yarım da olsa başlamak, tamamlanmamış da olsa üretmek.

Çünkü mümkün olan, bizi bir yerlere götürür. Mükemmel olan ise çoğu zaman sadece zihnimizde bir yankıdır.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MEMENTO MORİ “ÖLECEĞİNİ HATIRLA”

  Sosyolojik Bir Deneme Sabahattin TURAN   Toplumların kendilerini nasıl kurduklarını anlamanın ince yollarından biri, onların ölümle ku...