Bir Zihinsel
Sapmanın Anatomisi
Sabahattin TURAN
İnsanın “daha iyi”ye duyduğu arzunun evrimi, onu mağara duvarlarına çizdiği
figürlerden CERN’de parçacık hızlandırıcılarına kadar taşıdı. Ancak bu
yükselişin içinde, zaman zaman tökezleten bir paradoks gizlidir: Mükemmellik
takıntısı.
“Mükemmel, iyinin düşmanıdır.” Bu söz, ilk kez 18. yüzyılda
Voltaire’in "Le mieux est l’ennemi du bien" (Daha iyisi, iyinin düşmanıdır) sözü kaleminden çıkmış gibi görünse de kökleri çok daha eskiye, Antik Yunan’ın
“arete” anlayışına kadar uzanır. Aristoteles’e göre erdem, aşırılıklardan uzak,
ölçülü bir denge hâlidir. Ne var ki çağdaş insan, bu dengeyi çoğu zaman ya mükemmelliğin
ya da yetersizliğin uçlarında arıyor.
Modern çağın bireyi için “başlamak”, artık çoğu zaman “yetersizlikle
yüzleşmek” anlamına gelir. Bir projeye girişmeden önce en ideal koşulları arar,
bir fikri dile getirmeden önce onu tüm yönleriyle kusursuzlaştırmaya çalışırız.
Oysa bilgi tarihi, mükemmellik değil cesaretle yazılmıştır. Kopernik, evrenin merkezine
Güneş’i yerleştirdiğinde kusursuz bir model sunmamıştı ama zihinsel bir zinciri
kırmıştı. Freud’un teorileri eksiklerle doluydu, ama insanın iç dünyasına dair algıyı
geri dönülmez biçimde değiştirdi.
Mükemmeliyetçilik, çoğu zaman bir fazilet değil, bir zihinsel
sapmadır. “Yeterince iyi” olanı küçük görme eğilimi, insanın hem bireysel üretkenliğini
hem de toplumsal ilerleyişini sekteye uğratır. Zira hiçbir devrim mükemmel bir tasarımla
başlamaz; aksine, çoğu zaman eksik ama samimi bir adımla doğar.
Dahası, mükemmellik fikri çoğunlukla soyuttur ve mutlak değildir. Her çağın, her toplumun, hatta her bireyin “mükemmel” tanımı değişkendir. Dolayısıyla bu soyut ideale ulaşma arzusu, Sisifos’un kayasını dağa yuvarlamasına benzer: bir sonsuzluk çabası.
Belki de sormamız gereken asıl soru şudur: Gerçekle temas hâlinde olmayan bir
mükemmellik arzusu, hakiki ilerlemenin önünde bir pranga değil midir? Bir düşünceyi
paylaşmak için onun “kusursuz” biçimde olgunlaşmasını beklemek, belki de o düşüncenin
hiç duyulmamasıyla eşdeğerdir.
Bu nedenle, çağımızın en radikal eylemlerinden
biri artık şu olabilir: Eksik de olsa söylemek, yarım da olsa başlamak, tamamlanmamış
da olsa üretmek.
Çünkü mümkün olan, bizi bir yerlere götürür. Mükemmel olan ise çoğu zaman sadece zihnimizde bir yankıdır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder