28 Aralık 2025 Pazar

GERİ DÖNÜŞÜMÜN GÖRÜNMEYEN SORUNU “KİRLENME”

 Sabahattin TURAN

Geri dönüşüm, bugün hepimizin bildiğini sandığı ama aslında çoğu zaman yanlış anladığı bir kavram. Plastik, cam ya da kâğıt bir ambalajı geri dönüşüm kutusuna attığımızda, görevimizi tamamladığımızı düşünüyoruz. Oysa iş tam da burada başlıyor. Çünkü her ambalaj geri dönüşmez. Özellikle de kirli ise.

Bir yoğurt kabının içinde kalan son kaşık, bir karton bardağa sinmiş kahve, yağlı bir pizzanın kutusu… Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür. Ama geri dönüşüm dünyasında bu “küçük” şeyler büyük sorunlara yol açar. Kirlenen ambalajlar, geri dönüşüm tesislerinde ya çok zor işlenir ya da hiç işlenemez. Sonuçta, geri dönüştürüleceğini sandığımız birçok ambalaj çöpe gider.



İşin ilginç yanı şu: Geri dönüşümün başarısı genellikle ne kadar atık toplandığıyla ölçülür. Oysa asıl önemli olan, toplanan atıkların ne kadarının gerçekten yeniden kullanılabildiğidir. Kirlenme oranı yükseldikçe, geri kazanım oranı sessizce düşer. Yani sayı çok, fayda az olur.

Kirli ambalajlar yalnızca sistemi yavaşlatmaz; aynı zamanda çevreye ek yük bindirir. Daha fazla suyla yıkanmaları gerekir, daha fazla enerji harcanır, daha çok işlem yapılır. Ve bütün bu çabaya rağmen, çoğu zaman sonuç değişmez: atık bertaraf edilir. Bu da geri dönüşümün, beklenen çevresel faydayı üretmesini zorlaştırır.

Aslında mesele teknik değil, büyük ölçüde alışkanlıklarla ilgilidir. Ambalaj atıklarını hâlâ “çöp” gibi görmek, onları olduğu gibi kutuya atmak, sistemin en zayıf halkasıdır. Oysa geri dönüşüm, küçük bir ön temizlikle çok daha etkili hâle gelebilir. Bir kabı durulamak, bir şişeyi boşaltmak, kartonları kuru bırakmak… Bunlar büyük çaba gerektirmez; ama büyük fark yaratır.

Ne yazık ki bu konu yeterince konuşulmuyor. Geri dönüşüm kampanyaları, “ayır” demeyi seviyor; ama “temizle” demeyi pek hatırlamıyor. Oysa kirli ambalaj, iyi niyetli de olsa geri dönüşümün dışında kalıyor.

Belki de geri dönüşümü yeniden tanımlamamız gerekiyor. Daha fazla atık toplamak değil, daha doğru atık toplamak. Daha büyük kutular değil, daha bilinçli davranışlar. Çünkü gerçek geri dönüşüm, sadece kutuda değil; mutfakta başlıyor.

17 Aralık 2025 Çarşamba

KALBİMİN KIRAATİNDE BABAM

 Bana Kalan Edep, Bana Kalan Sessizlik 

18 Aralık 1989

Sabahattin TURAN

Her insanın bir hocası olur.

Bazılarınınki okul sıralarındadır, bazılarınınki kitaplarda.

Benim hocam… kendi babamdı.

Ve o, bana son dersini, kendi mezar taşının başında verdi.

 


Önce sadece bir taş vardı karşımda.

Üzerinde bir isim, birkaç tarih, biraz çiçek, biraz toprak…

Ama sonra, o taş gözümde bir kitaba dönüştü.

Büyük harflerle yazılmış olmayan,

Ama sessizliğiyle içime işleyen bir kitap.

 

Ve o taş bana ilk dersi şunu öğretti:

“Zaman, yazıyla ölçülmez. İnsan, iziyle okunur.”

 

Babamın bıraktığı iz, sadece evimizdeki kitaplıkta değildi.

Bir talebenin gözyaşında,

Bir hatıranın eşiğinde,

Bir unuttuğum kelimenin yeniden zihnime gelişindeydi.

 

Mezarının başında beklerken,

Birden fark ettim ki, babam orada değil.

Toprakta değil.

Çünkü bir âlim, bedeniyle değil; bıraktığı sorularla yaşar.

Ve babamın bıraktığı her soru, hâlâ cevaplanmayı bekleyen bir dua gibi

Yüreğimde asılıydı.

 

“Ölüm, Ârif için bir yok oluş değil; bir yer değiştirmedir.” İbn Arabî

 

O gün öğrendim:

Mezar taşı, sadece ölüye değil; kalana da bir şey söyler.

Ben kalmıştım.

Ve o bana şunu söylemişti:

“Evlat, söz biter. Ama sorumluluk bitmez.”

 

Çünkü ilim, sadece bilenin omzunda değildir.

Âlimin çocuğu olmak,

Sadece bir hatıraya sahip olmak değil;

Bir emanetin taşıyıcısı olmaktır.

O yüzden, babam öldüğünde, benim içimde bir başka varlık doğdu:

Sorumluluk…

Sessiz, ağır ve derin bir sorumluluk.

 

Ben artık onun adına dua eden değil,

Onun duasını sürdüren biriyim.

Çünkü o, beni dua eden biri olarak değil

Dua edilen bir hâle dönüşmek üzere yetiştirdi.

 

O gün mezarın başında anladım ki:

Babam, bana susmayı öğretti.

Ama bu suskunluk, bir kabulleniş değil; bir hazırlıktı.

İlim, önce susarak başlardı onun meclisinde.

Konuşmak isteyenin önce susması gerekirdi.

Çünkü susan, duymayı öğrenir.

Ve duyan, hikmeti fark eder.

 

Mezarda, konuşan bir taş yoktu.

Ama içimde konuşan bir zaman vardı.

Babamın zamanı…

Ve o zaman bana şunu fısıldıyordu:

“Ben gittim ama sen henüz başlamadın evlat.”

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...