6 Kasım 2025 Perşembe

KALBİN İKİ DURAĞI: AFFETMEK VE BAĞIŞLAMAK

 Sabahattin TURAN


 

İnsanın kalbi iki mekâna benzer: biri mahkeme, biri mabet.

Birinde adaletin soğuk terazisi asılıdır; diğerinde merhametin sıcak kandili yanar.

Bu iki mekân arasında, insanın ruh haritasını çizen iki kavram durur: affetmek ve bağışlamak.

İkisi birbirine yakın görünür ama ruhun coğrafyasında bambaşka yollara çıkar.

Biri içsel bir devrimdir, diğeri bilinçli bir feragattir.

Biri Allah’a yaklaşmaktır, diğeri insana yeniden el uzatmak.

 

Affetmek, bir başkasını değil, insanın kendi kalbini temize çekmesidir.

Kin, insanın iç dokularına sızan sessiz bir zehirdir; affetmek o zehri nötralize eden içsel bir kimyadır.

Affeden kişi, “Ben artık bu acıyı taşımayacağım” diyendir.

Çünkü affetmek, unutmak değil, hatırlamayı hafifletmektir.



Bir yarayı silmek değil, o yarayla birlikte yaşamayı öğrenmektir.

Kırılanın içinden ışık sızdırmaktır.

 

Tasavvufî literatürde affetmek, “kulun Allah’ın sıfatlarıyla tecelli etmesi” olarak görülür.

İbn Arabî’nin deyişiyle, “Affeden, kendi varlığını affetmiş olur; çünkü o, Tanrısal bağışın bir aynasıdır.”

Bu yüzden affetmek, zayıflık değil kudrettir.

Kendi karanlığıyla yüzleşebilen insanın yüceliğidir.

 

Affetmek, bir hatayı aklamak değil, o hatanın seni yakma gücünü elinden almaktır.

Affeden insan, geçmişin esaretinden kurtulur; artık hatıralarını değil, iradesini taşır.

O an insan, kırılmış kalbini değil, kalbinden doğan hikmeti onarmaya başlar.

 

Bağışlamak, affetmenin ötesine geçen bir eylemdir.

Affetmek kalbin sessizliğidir, bağışlamak iradenin kararı.

Bir hakkı bile bile bırakmak, bir cezadan vazgeçmek, bir borcu silmektir.

 

Bağışlayan insan, “haklıyım ama hakkımdan vazgeçiyorum” diyendir.

Bu, güçsüzlüğün değil, olgunluğun ifadesidir.

Zira bağışlamak, adaletin üstüne merhamet koymaktır.

 

Hz. Peygamber’in (S.A.V) Mekke’nin fethinde söylediği “Bugün size kınama yoktur” cümlesi,

Bağışlamanın tarihteki en asil örneğidir.

Adaletin kılıcı çekilmiştir ama merhamet galip gelmiştir.

İşte bağışlamak budur: gücü elinde tutarken kullanmamayı seçmek.

Cezalandırmak yerine insan bırakmak.

 

Bağışlamak, Tanrı’nın insana, insanın insana sunduğu en yüksek erdemdir.

Çünkü bağışlamak, yalnızca bir başkasını kurtarmaz; bağışlayan insanın da içindeki putları kırar.

 

Affetmek geçmişin yükünü hafifletir, bağışlamak geleceğin kapısını aralar.

Affetmek “artık üzülmüyorum” demektir; bağışlamak “artık yeniden başlıyorum.”

Affetmeyen geçmişe hapsolur; bağışlamayan geleceği daraltır.

 

Affetmek kişisel bir ibadettir; bağışlamak toplumsal bir barıştır.

Affetmek insanın Tanrı’ya yönelmesi, bağışlamak insanın insana dönmesidir.

Biri içsel huzuru, diğeri dışsal düzeni sağlar.

 

Ve insan, bu iki eylem arasında kendi ahlâkını inşa eder.

Affetmek olmadan içsel barış, bağışlamak olmadan sosyal barış olmaz.

 

Affetmek bir ruhtur; bağışlamak o ruhun irade kazanmış hâlidir.

Affetmek kalbin arınmasıdır, bağışlamak kalbin adaletidir.

 

Birini affedip bağışlamamak mümkündür — o zaman kalp huzurludur ama güven kapanmıştır.

Birini bağışlayıp affetmemek de mümkündür — o zaman davranış nezaketlidir ama kalp hâlâ yara taşır.

Olgun insan, ikisini birden başarandır.

 

Belki de insanın en büyük özgürlüğü, affedebilme kudretidir; en büyük olgunluğu, bağışlayabilme iradesi.

Çünkü insan, affettiği kadar özgür, bağışladığı kadar insandır.


Kaynakça 

  • İbn Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Beyrut: Dârü’s-Sâdır, 2004.
  • Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf, (Haz. Abdülbaki Gölpınarlı), İstanbul: MEB Yay., 1991.
  • Hannah Arendt, The Human Condition, Chicago: University of Chicago Press, 1958.
  • Kierkegaard, Søren, Works of Love, Princeton University Press, 1995.
  • Erich Fromm, Sevme Sanatı, İstanbul: Say Yayınları, 2014.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...