Sabahattin TURAN
İnsanın
kalbi iki mekâna benzer: biri mahkeme, biri mabet.
Birinde
adaletin soğuk terazisi asılıdır; diğerinde merhametin sıcak kandili yanar.
Bu iki mekân
arasında, insanın ruh haritasını çizen iki kavram durur: affetmek ve bağışlamak.
İkisi
birbirine yakın görünür ama ruhun coğrafyasında bambaşka yollara çıkar.
Biri içsel
bir devrimdir, diğeri bilinçli bir feragattir.
Biri Allah’a yaklaşmaktır, diğeri insana yeniden el uzatmak.
Affetmek,
bir başkasını değil, insanın kendi kalbini temize çekmesidir.
Kin, insanın
iç dokularına sızan sessiz bir zehirdir; affetmek o zehri nötralize eden içsel
bir kimyadır.
Affeden
kişi, “Ben artık bu acıyı taşımayacağım” diyendir.
Çünkü affetmek, unutmak değil, hatırlamayı hafifletmektir.
Bir yarayı
silmek değil, o yarayla birlikte yaşamayı öğrenmektir.
Kırılanın
içinden ışık sızdırmaktır.
Tasavvufî
literatürde affetmek, “kulun Allah’ın sıfatlarıyla tecelli etmesi” olarak
görülür.
İbn
Arabî’nin deyişiyle, “Affeden, kendi varlığını affetmiş olur; çünkü o,
Tanrısal bağışın bir aynasıdır.”
Bu yüzden
affetmek, zayıflık değil kudrettir.
Kendi
karanlığıyla yüzleşebilen insanın yüceliğidir.
Affetmek,
bir hatayı aklamak değil, o hatanın seni yakma gücünü elinden almaktır.
Affeden
insan, geçmişin esaretinden kurtulur; artık hatıralarını değil, iradesini
taşır.
O an insan,
kırılmış kalbini değil, kalbinden doğan hikmeti onarmaya başlar.
Bağışlamak,
affetmenin ötesine geçen bir eylemdir.
Affetmek
kalbin sessizliğidir, bağışlamak iradenin kararı.
Bir hakkı
bile bile bırakmak, bir cezadan vazgeçmek, bir borcu silmektir.
Bağışlayan
insan, “haklıyım ama hakkımdan vazgeçiyorum” diyendir.
Bu,
güçsüzlüğün değil, olgunluğun ifadesidir.
Zira
bağışlamak, adaletin üstüne merhamet koymaktır.
Hz.
Peygamber’in (S.A.V) Mekke’nin fethinde söylediği “Bugün size kınama yoktur” cümlesi,
Bağışlamanın
tarihteki en asil örneğidir.
Adaletin
kılıcı çekilmiştir ama merhamet galip gelmiştir.
İşte
bağışlamak budur: gücü elinde tutarken kullanmamayı seçmek.
Cezalandırmak
yerine insan bırakmak.
Bağışlamak,
Tanrı’nın insana, insanın insana sunduğu en yüksek erdemdir.
Çünkü
bağışlamak, yalnızca bir başkasını kurtarmaz; bağışlayan insanın da içindeki
putları kırar.
Affetmek
geçmişin yükünü hafifletir, bağışlamak geleceğin kapısını aralar.
Affetmek
“artık üzülmüyorum” demektir; bağışlamak “artık yeniden başlıyorum.”
Affetmeyen
geçmişe hapsolur; bağışlamayan geleceği daraltır.
Affetmek
kişisel bir ibadettir; bağışlamak toplumsal bir barıştır.
Affetmek
insanın Tanrı’ya yönelmesi, bağışlamak insanın insana dönmesidir.
Biri içsel
huzuru, diğeri dışsal düzeni sağlar.
Ve insan, bu
iki eylem arasında kendi ahlâkını inşa eder.
Affetmek olmadan
içsel barış, bağışlamak olmadan sosyal barış olmaz.
Affetmek bir
ruhtur; bağışlamak o ruhun irade kazanmış hâlidir.
Affetmek
kalbin arınmasıdır, bağışlamak kalbin adaletidir.
Birini
affedip bağışlamamak mümkündür — o zaman kalp huzurludur ama güven kapanmıştır.
Birini
bağışlayıp affetmemek de mümkündür — o zaman davranış nezaketlidir ama kalp
hâlâ yara taşır.
Olgun insan,
ikisini birden başarandır.
Belki de
insanın en büyük özgürlüğü, affedebilme kudretidir; en büyük olgunluğu,
bağışlayabilme iradesi.
Çünkü insan, affettiği kadar özgür, bağışladığı kadar insandır.
Kaynakça
- İbn
Arabî, Fütûhâtü’l-Mekkiyye, Beyrut: Dârü’s-Sâdır, 2004.
- Mevlânâ
Celâleddîn-i Rûmî, Mesnevî-i Şerîf, (Haz. Abdülbaki Gölpınarlı),
İstanbul: MEB Yay., 1991.
- Hannah
Arendt, The Human Condition, Chicago: University of Chicago Press,
1958.
- Kierkegaard,
Søren, Works of Love, Princeton University Press, 1995.
- Erich
Fromm, Sevme Sanatı, İstanbul: Say Yayınları, 2014.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder