“Ya Nasip ile Ya Kısmetin Hikâyesi” Barış Abi
Sabahattin TURAN
Bir vardı,
bir yoktu…
Tanrı rızkı
dağıtırken,
Kimi sırtını
dayayıp uyudu,
Kimi boş
lakırdıyla oyalanıp vakti tüketti.
Ama Kul
Ahmet,
Her sabah
şafakla birlikte doğrulup,
“Ya nasip!”
dedi.
Kimse anlamadı bu sözün ne demek olduğunu.
Mahallede
herkes gömlek giyerdi,
Gömlek
sıradanlığın,
Alışılmışın
örtüsüydü.
Ama Kul
Ahmet bir gün çıktı,
“Benim de
bir ceketim olacak” dedi.
Diktirdi ya…
İşte o an,
mahalle için dert başladı.
Çünkü
toplum, gömlekten öteyi göze alamaz;
Farklı olanı görür, konuşur, yargılar.
Kul Ahmet,
erkenden yattı, erkenden kalktı.
Gece “ya
kısmet”, sabah “ya nasip” dedi.
Ama kısmeti
duymayan kulaklar,
Nasibi
görmeyen gözler vardı.
Onlar
kahvede lak lak ederken,
Ahmet bir
sabır daha dikti kendi içine.
Ve ceketine
astar yaptırdı.
Bir kat daha
sabır, bir kat daha niyet.
Fakat
mahallelinin gözü sadece kumaştaydı,
Niyeti görecek göz onlarda yoktu.
Günlerden
bir gün,
Bir yoksul
göçtü bu dünyadan.
Bir kefen
bulunamadı.
Para
aranmadı.
Umudu kimse
üstlenmedi.
İşte o
vakit, Kul Ahmet sustu,
Ceketini
çıkardı.
Mahallenin
alay konusu olan o ceket,
Bir anda
yoksulun kefeni oldu.
Ve işte o
gün,
“Ya
nasip”in, “ya kısmet”in ne demek olduğunu,
Herkes anladı.
Ahmet kul
iken, bir anda Bey oldu.
Ama o
beylik, makamdan değil,
Paylaşmaktan,
örtmekten, merhametten geldi.
Ceket ise
artık yalnızca bir giysi değil,
Bir ibret,
bir hatıra,
Bir insanlık dersiydi.
Keramet
kumaşta değilmiş.
Keramet,
ceketini çıkarabilmekteymiş.
Ve Barış
Manço’nun sesi,
Bir nasihat
gibi, bir türkü gibi,
Kulaktan kalbe iner:
“Meğerse tüm
keramet ceketteymiş be Ahmet…
Ama sen yine de bu yolda devam et…”
Ve bize şu
soruyu bırakır:
Senin
ceketin nedir?
Hangi gün,
hangi anda,
Kime çıkarıp vereceksin?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder