Sabahattin TURAN
Yapay zekânın yükselişiyle birlikte dijital dünyanın dili değişti. İnsanlık tarihinde ilk kez, metinler artık insanlar için değil, algoritmalar için yazılıyor. Üretilen içeriklerin büyük bir kısmı, asla bir göz tarafından okunmayacak. Peki bu içerikler nereye gidiyor? Göze görünmeyen bu veri kalabalığı, aslında modern çağın en büyük çöp dağı olabilir mi?
Veri israfı, yalnızca fazlalıkla ilgili değildir; aynı zamanda bağlamını ve alıcısını kaybetmiş bilgiyle ilgilidir. Tıpkı çöpe atılmış bir mektup gibi: hâlâ bir mesaj içerir ama artık bir muhatabı yoktur. Bu tür veri, yalnızca anlamdan değil, enerjiden de yoksun değildir. Örneğin, tek bir Google araması yaklaşık 0,3 Wh enerji harcar (Hilty & Aebischer, 2015). Yıllık veri merkezi enerji tüketimi ise 260 TWh’ye ulaşmaktadır (IEA, 2023). Bu miktar, birçok ülkenin toplam yıllık elektrik tüketimiyle yarışır düzeydedir.
Yapay zekâ sistemleri, her gün milyarlarca içerik üretmektedir. OpenAI’nin GPT-4 modeli gibi büyük dil modelleri, trilyonlarca parametreyle çalışır ve eğitim sürecinde yüz binlerce GPU saati kullanır. Ancak bu içeriklerin büyük bölümü okunmamakta, işlem görmemekte ve sadece sistemsel tüketim için var olmaktadır. Böylece yapay zekâ, görünmeyen ama büyüyen bir 'sayısal moloz' üretir. Bunun adı artık netleşmiştir: algoritmik atık.
Her dijital işlem enerji harcar. Sadece YouTube'da izlenen videoların yıllık karbon ayak izi, yaklaşık 10 milyon ton CO₂’ye eşdeğerdir (The Shift Project, 2019). Bu, 5 milyon arabanın bir yılda saldığı karbon miktarına denktir. Dijital içerik üretimi arttıkça, enerji ve çevresel etkileri de katlanarak artmaktadır. Yani dijital çöpler, yalnızca zihinsel değil aynı zamanda ekolojik bir tehdittir.
Instagram’da her dakika 695.000 hikâye paylaşılmakta, Twitter’da saniyede 6.000 tweet atılmaktadır (DataReportal, 2024). Ancak bu içeriklerin büyük bir kısmı birkaç dakika içinde görünürlüğünü yitirmekte, çoğu zaman da hiçbir anlamlı etkileşim doğurmamaktadır. Bu, dikkat ekonomisinin çöküşünü ve içerik değerinin enflasyonunu gösterir. Anlam, görünürlük karşısında yenik düşmektedir.
Yapay zekâ çağında içerik üretmenin sorumluluğu büyüyor. Anlam üretmeyen içerikler sadece zaman kaybı değil, aynı zamanda etik bir sorudur. Dijital içeriklerin üretimi, bir tür ekolojik karar hâline gelmiştir. Üretmek yerine düşünmek, çoğaltmak yerine derinleştirmek; belki de bu çağın en çevreci tutumu budur.
Belki de geleceğin dijital arkeologları,
bugün üretilen milyonlarca satırı kazarken şöyle diyecek: 'Bu çağ çok konuştu,
ama az söyledi.' Ve biz, algoritmaların sessiz çığlıkları arasında anlamı
yeniden inşa etmeye çalışacağız.
KAYNAKÇA
Ø Hilty, L. M., &
Aebischer, B. (2015). ICT Innovations for Sustainability.
Ø International Energy
Agency (IEA). (2023). Data Centres and Data Transmission Networks.
Ø The Shift Project
(2019). Climate Crisis: The Unsustainable Use of Online Video.
Ø DataReportal (2024). Digital Global Overview Report.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder