9 Ağustos 2025 Cumartesi

SÖZÜN TAŞLANDIĞI YER

 Dinlemeden değer biçen, derinliği değil dalgayı duyar. 

Sabahattin TURAN

 

Bazen birine bir şey anlatırsınız; sevinerek, içten, samimi bir heyecanla… Yeni bir fikir, bir kitap, bir film ya da sizi derinden etkileyen bir yaşam tecrübesi. Paylaşmak istersiniz; çünkü paylaşmak, insanın zihinsel yalnızlığını aşma biçimidir. “Bak, bu senin de ilgini çekebilir” dersiniz. İçten bir davettir bu, ortaklaşa bir düşünce alanı kurma girişimi.

 

Ama bazı insanlar bu daveti anlamaz. Ya da daha kötüsü: anlar ama küçümser. Gözlerinde tuhaf bir perde iner, sesi birden çocuksulaşır. Kendi aklınca sizinle alay eden bir tonla, "haaa öyle miii, aaaa ne ilginçmişşş" gibi tepkiler verir. Ve bu, yalnızca sizi dinlemediğini değil, sizi dinliyormuş gibi yaparak aşağıladığını hissettirir. Sözleriyle değil, sesiyle, vurgusuyla, niyetiyle sizi “zihinsel özürlü” yerine koyar. Tavsiye verdiğiniz kişi, birden tavsiyenizi değil sizi küçümser.

 

İnsan bununla ilk karşılaştığında önce afallar. Çünkü bu sadece bir fikir alışverişi değildir; aynı zamanda bir güven sunumudur. “Ben seninle paylaşacak kadar değer veriyorum sana” demektir o cümle. Ve bu paylaşım, dalga geçilerek karşılandığında, mesele sadece düşüncenin reddi değildir; sizin niyetinizin, saygınızın, kişiliğinizin de hiçe sayılmasıdır.

 

Burada ciddi bir mesele baş gösterir: Tavsiye edilen şey değil, tavsiye eden kişi hedef alınmıştır.

 

Bazı insanlar fikirleri tartışamaz; çünkü fikirlerin ağırlığını taşıyacak içsel yapıları yoktur. Onun yerine, fikri getiren kişiyi hafifletmeye çalışırlar. Bu da ancak alaycılık, küçümseme ve yapay saflıkla mümkündür. “Aa öyle miymişşş, vay canınaaaa” diye cümle uzadıkça uzar, ama içerik sığlaşır, niyet karanlıklaşır.

 

İşte tam bu noktada sorulması gereken şudur: Bir insan neden böyle davranır?

 

Cevap belki de şudur: Kendini güvende hissetmediği için. Çünkü fikrin kendisinden daha büyük olduğunu fark eder. Ve onunla yüzleşmek yerine, fikri küçülterek yok etmeye çalışır. Bu, bir tür zihinsel savunma mekanizmasıdır. Ama aynı zamanda karşısındakini aptallaştırma çabasıdır. Çünkü zihin eğer fikirle baş edemiyorsa, fikri getiren kişiyi değersizleştirerek “rahatlama” sağlar.

 

Oysa insanlık, karşısındakini dikkatle dinleyebildiğinde büyür. Zekâ, fikirleri dalgaya almakla değil, onları anlamaya çalışmakla gelişir. Ve belki de en önemlisi: Saygı, karşı tarafın söylediklerine değil, onu söyleme hakkına gösterilen özenle başlar.

 

Bu yüzden bazen insanın dostları olmaz, sadece yankısı olur. Ve o yankı, çoğu zaman sizin değil, kendi boşluğunu tekrarlar.

 

Paylaşmanın kıymetini bilen birine, fikir vermek ne güzeldir. Ama onu küçümseyerek karşılayan birine, sessizlik bile fazladır.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MEMENTO MORİ “ÖLECEĞİNİ HATIRLA”

  Sosyolojik Bir Deneme Sabahattin TURAN   Toplumların kendilerini nasıl kurduklarını anlamanın ince yollarından biri, onların ölümle ku...