Dinlemeden değer
biçen, derinliği değil dalgayı duyar.
Sabahattin TURAN
Bazen birine bir şey anlatırsınız; sevinerek,
içten, samimi bir heyecanla… Yeni bir fikir, bir kitap, bir film ya da sizi derinden
etkileyen bir yaşam tecrübesi. Paylaşmak istersiniz; çünkü paylaşmak, insanın zihinsel
yalnızlığını aşma biçimidir. “Bak, bu senin de ilgini çekebilir” dersiniz.
İçten bir davettir bu, ortaklaşa bir düşünce alanı kurma girişimi.
Ama bazı insanlar
bu daveti anlamaz. Ya da daha kötüsü: anlar ama küçümser. Gözlerinde tuhaf bir perde
iner, sesi birden çocuksulaşır. Kendi aklınca sizinle alay eden bir tonla, "haaa
öyle miii, aaaa ne ilginçmişşş" gibi tepkiler verir. Ve bu, yalnızca
sizi dinlemediğini değil, sizi dinliyormuş gibi yaparak aşağıladığını hissettirir.
Sözleriyle değil, sesiyle, vurgusuyla, niyetiyle sizi “zihinsel özürlü”
yerine koyar. Tavsiye verdiğiniz kişi, birden tavsiyenizi değil sizi küçümser.
İnsan bununla
ilk karşılaştığında önce afallar. Çünkü bu sadece bir fikir alışverişi değildir;
aynı zamanda bir güven sunumudur. “Ben seninle paylaşacak kadar değer veriyorum
sana” demektir o cümle. Ve bu paylaşım, dalga geçilerek karşılandığında,
mesele sadece düşüncenin reddi değildir; sizin niyetinizin, saygınızın, kişiliğinizin
de hiçe sayılmasıdır.
Burada ciddi
bir mesele baş gösterir: Tavsiye edilen şey değil, tavsiye eden kişi hedef
alınmıştır.
Bazı insanlar
fikirleri tartışamaz; çünkü fikirlerin ağırlığını taşıyacak içsel yapıları yoktur.
Onun yerine, fikri getiren kişiyi hafifletmeye çalışırlar. Bu da ancak alaycılık,
küçümseme ve yapay saflıkla mümkündür. “Aa öyle miymişşş, vay canınaaaa”
diye cümle uzadıkça uzar, ama içerik sığlaşır, niyet karanlıklaşır.
İşte tam
bu noktada sorulması gereken şudur: Bir insan neden böyle davranır?
Cevap belki
de şudur: Kendini güvende hissetmediği için. Çünkü fikrin kendisinden daha büyük
olduğunu fark eder. Ve onunla yüzleşmek yerine, fikri küçülterek yok etmeye çalışır.
Bu, bir tür zihinsel savunma mekanizmasıdır. Ama aynı zamanda karşısındakini aptallaştırma
çabasıdır. Çünkü zihin eğer fikirle baş edemiyorsa, fikri getiren kişiyi değersizleştirerek
“rahatlama” sağlar.
Oysa insanlık,
karşısındakini dikkatle dinleyebildiğinde büyür. Zekâ, fikirleri dalgaya almakla
değil, onları anlamaya çalışmakla gelişir. Ve belki de en önemlisi: Saygı, karşı
tarafın söylediklerine değil, onu söyleme hakkına gösterilen özenle başlar.
Bu yüzden
bazen insanın dostları olmaz, sadece yankısı olur. Ve o yankı, çoğu zaman sizin
değil, kendi boşluğunu tekrarlar.
Paylaşmanın kıymetini bilen birine, fikir vermek ne güzeldir. Ama onu küçümseyerek karşılayan birine, sessizlik bile fazladır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder