24 Ağustos 2025 Pazar

ATIĞIN TOPOĞRAFYASI: KENTLERİN GÖRÜNMEYEN HARİTASI

Kentler, atıkların şekline göre yeniden çizilir.

Sabahattin TURAN

Her harita, aslında bir seçicilik eylemidir. Kartografya, görünür kılmak istediğini çizer, gizlemek istediğini boş bırakır. Resmî şehir haritaları yolları, meydanları, ibadethaneleri ve kamu binalarını işaretler. Ama neredeyse hiçbirinde atık depolama alanlarının, transfer merkezlerinin ya da kaçak döküm noktalarının izi yoktur. 

Oysa atık da bir mekândır; atık sahaları bir kentin arterleri kadar belirleyici, hatta kimliğini dönüştürücü alanlardır. Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) teknolojileri kullanıldığında, bu görünmez alanların haritası çıkar. Ve işte o harita, kentin vitrinden sakladığı yüzünü açığa vurur. Kent, atıkların dağılımına göre yeniden çizilir; atık topoğrafyası, şehrin kara aynasıdır.



Bir atık sahasına bakıldığında görülen yalnızca yığılmış atıklardır. Fakat bu yığının içi, aslında kentin bir zamansal arşividir. Her katman, bir dönemin tüketim alışkanlıklarını, ekonomik tercihlerini, hatta kültürel yönelimlerini saklar. 

Antik arkeologların çömlek parçaları üzerinden toplumları okumasına benzer şekilde, modern arkeologlar bir gün plastik poşetlerin, alüminyum kutuların, elektronik atıkların izinden 21. yüzyıl kentlerinin tarihini yazacaklardır. Çünkü atık, bugünün gizli tarih kitabıdır. 

Atığın en sessiz anlatıcısı ise *leachate (sızıntı suyu)’dur. Kjeldsen ve arkadaşlarının (2002) ortaya koyduğu gibi, bu sıvı ağır metaller, toksik organikler ve uzun ömürlü kimyasallarla doludur. Ama aynı zamanda kentin hafızasının yeraltına sızmış kara mürekkebidir. Bir tür *jeolojik inkâr belgesi’dir; toplumun görmek istemediğini toprağa gömmesi ve yeraltına yazdırması. 

Atık, bir şehrin sınıfsal yapısını çıplak biçimde gösterir. Wilson, Velis ve Cheeseman (2012) bunu netleştirir: yüksek gelir gruplarının atıklarında paketlenmiş gıdalar, tek kullanımlık ürünler ve ambalaj yoğunluğu fazlayken; düşük gelir gruplarının atıklarında organik atıklar, yeniden kullanılan malzemeler, tamir edilmiş nesneler öne çıkar. 

Bir kentin farklı bölgelerinden alınan atık numuneleri, sosyolojik bir anketten daha fazla şey anlatır.

Ø  Zengin semtlerin atıklarında tüketim fazlalığı okunur.

Ø  Yoksul semtlerin atıklarında ise kıt kanaat bir hayatta kalma ekonomisi saklıdır.

Ø  Göçmen bölgelerinin atıklarında, mutfak kültürlerini işaret eden farklı dillerde etiketler bulunur. 

Atık haritası böylece yalnızca kirliliği değil, sınıfsal eşitsizlikleri ve kültürel çoğulluğu da görünür kılar. 

Her kent, atıklarını belli alanlara sürer. Bu alanlar hiçbir zaman rastgele seçilmez. Bullard’ın (1990) “çevresel adalet” literatüründe belirttiği gibi, atıkların yükü çoğunlukla düşük gelirli, marjinalize edilmiş toplulukların omuzlarına bırakılır. Atık sahaları, kentin periferisinde, çoğu zaman siyasal açıdan güçsüz bölgelerde kurulur. 

Michel Foucault’nun mekân-iktidar ilişkisini hatırlarsak: atık sahaları, aslında kimin yükü taşıyacağını belirleyen iktidar topografyasıdır. Kentin merkezindeki temiz sokakların ardında, periferide sessizce işleyen bir atık kolonisi vardır. Bu yüzden atık topoğrafyası, yalnızca çevresel değil, aynı zamanda siyasal bir haritadır. 

Jean Baudrillard (1970), modern toplumun artık-nesnelerle tanımlandığını söyler. Atık, bu artık-nesnelerin sessiz birleşimidir. Kent, kendisini modern, steril ve sürdürülebilir göstermek ister; ama atık, bu imajı bozan gerçeği ifşa eder. 

Heidegger’in “Varlık unutulmuştur” sözü burada yankılanır: Modern kent, varlığını tüketimle kurar, tükettiğini ise gömerek unutur. Atık sahaları, bu unutmanın mekânlarıdır. Ama aynı zamanda geleceğin arkeologlarına bırakılmış bir kara kutudur. Atık, unutulmak istenenin unutulmaz tanığıdır.


 

Ø  Roma: Cloaca Maxima kanalizasyonu, yalnızca mühendislik harikası değil, Roma’nın toplumsal düzeninin sürdürülebilirliğini sağlayan bir atık haritasıydı.

Ø  Osmanlı: İstanbul’da “gece çöpçüleri” sabaha karşı sokakları süpürür, atıkların kokusu kentin hafızasına karışmadan kaybolurdu.

Ø  Paris: 19. yüzyılda kanalizasyon sistemi, edebiyata dahi konu oldu; Victor Hugo’nun Sefiller’inde şehrin kanalizasyonu, toplumun bastırılmış yüzünün sembolüydü (Gandy, 1999).

Ø  Bugün: Tokyo’nun atık yakma tesisleri, Kopenhag’ın atık santrali üzerine inşa edilmiş kayak pisti… Atık, artık kentsel estetiğin bile parçası yapılmaya çalışılıyor. 

Bu örnekler, atığın yalnızca “fazlalık” değil, aynı zamanda kentsel kimlik inşasının görünmez bir unsuru olduğunu gösterir. 

Atık, insan varlığının metafiziğinde “fazlalık” olarak belirir. Georges Bataille’nin “Genel Ekonomi” anlayışında ifade ettiği gibi, her sistem artıklarıyla tanımlanır; fazla enerji ya savaşta ya da tüketimde harcanır. Atık, modern toplumun bu fazla enerjisinin katılaşmış hâlidir. 

Dolayısıyla atık topoğrafyası, yalnızca kentlerin değil, insan varoluşunun da haritasıdır:

Ø  Birey için atık, unutmak istediği geçmişin somut izi.

Ø  Toplum için atık, fazlalığın ve israfın tanıklığı.

Ø  Doğa için atık, ekolojik dengeyi tehdit eden yabancı bir beden. 

“Atık topoğrafyası” kavramı hem mühendislik haritası hem de felsefi bir sorgudur. Teknik olarak atık sahalarının, sızıntı sularının ve atık dağılımının incelenmesi gerekir; ama bunun ötesinde, atık haritası bize kentin sosyal eşitsizliklerini, kültürel alışkanlıklarını ve iktidar ilişkilerini gösterir. 

Bir kenti anlamak için müzelerine bakmak yetmez. Atıklarına bakmak gerekir. Çünkü kentler, atıklarının şekline göre yeniden çizilir. 

Bu yeni haritada, bizden gizlenen her şey, bir gün yüzeye çıkacak kara mürekkep gibi yeniden okunacaktır. 

Kaynakça

Ø  Baudrillard, J. (1970). La société de consommation. Paris: Gallimard.

Ø  Bullard, R. D. (1990). Dumping in Dixie: Race, Class, and Environmental Quality. Boulder: Westview Press.

Ø  Gandy, M. (1999). “The Paris Sewers and the Rationalization of Urban Space.” Transactions of the Institute of British Geographers, 24(1), 23–44.

Ø  Kjeldsen, P., Barlaz, M. A., Rooker, A. P., Baun, A., Ledin, A., & Christensen, T. H. (2002). “Present and Long-Term Composition of MSW Landfill Leachate: A Review.” Critical Reviews in Environmental Science and Technology, 32(4), 297–336.

Ø  Tchobanoglous, G., Theisen, H., & Vigil, S. (2014). Integrated Solid Waste Management. McGraw-Hill.

Ø  Wilson, D. C., Velis, C., & Cheeseman, C. (2012). “Role of Informal Sector Recycling in Waste Management in Developing Countries.” Habitat International, 30(4), 797–808.

Ø  Yedla, S., & Parikh, J. (2002). “Development of a Purpose-Built Landfill System with Biogas Recovery for Developing Countries.” Waste Management, 22(5), 501–506.

Ø  Bataille, G. (1988). The Accursed Share. New York: Zone Books.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

MEMENTO MORİ “ÖLECEĞİNİ HATIRLA”

  Sosyolojik Bir Deneme Sabahattin TURAN   Toplumların kendilerini nasıl kurduklarını anlamanın ince yollarından biri, onların ölümle ku...