13 Temmuz 2025 Pazar

HÜRRİYET “ALLAH’A KUL OLMAKTAN GEÇER”

 Sabahattin TURAN

 

Özgürlük, modern bireyciliğin en kutsal değerlerinden biri olarak görünse de tarih boyunca insanlık hürriyeti salt dışsal sınırlardan kurtulmak olarak değil, içsel sorumluluk ve bilinçli teslimiyetle anlamlandırmıştır. “Hürriyet, Allah’a kul olmaktan geçer” sözü, bu derin hakikatin kapılarını aralar; çünkü gerçek özgürlük, bireyin kendini aşması ve mutlak hakikate bağlanmasıyla mümkün olur. 

Sosyolojik olarak özgürlük, toplumun kolektif düzeni içinde şekillenen bir olgudur. Toplumda bireyin sınırsız hareket alanı kaos doğururken, kulluk bilinci toplumsal düzenin temeli olur. İslam medeniyetinde bireyin hürriyeti, ilahi yasalar çerçevesinde sorumluluk bilinciyle var olur. Farabi, El-Medinetü’l-Fazıla’da erdemli bireyin tanımını yaparken, özgürlüğü “aklın yönetimi altında nefsin disipline edilmesi” olarak ifade eder. Ona göre özgürlük, şehvet (arzu) ve gadab (öfke) kuvvelerinin aklî merkezde terbiye edilmesidir. 

Felsefede özgürlük çoğunlukla irade meselesiyle birlikte düşünülür. İbn Sina’ya göre insanın fiilleri iki kaynağa dayanır: ihtiyar (seçim) ve irade. “İnsan, meyletmeden önce bilir; bilmeden meyletmez.” diyerek ahlaki fiilin bilinçli yönüne dikkat çeker. İbn Rüşd ise “Mutlak özgürlük yalnızca hakikatin içinde mümkündür.” der. Bu, özgürlüğün başıboşluk değil, anlamlı bir yönelme olduğunu gösterir. 

Modern felsefede Sartre, “İnsan mahkûm edilmiştir özgür olmaya.” derken, özgürlüğü insanın üstüne yıkılmış bir yük gibi tanımlar. Camus ise, “Özgürlük, isyan eden insanın bilinçli farkındalığıdır” diyerek bir etik boyut ekler. Ancak bu özgürlük anlayışları genellikle Allah fikrinden bağımsızdır. Halbuki İslam düşüncesinde özgürlük, “ubudiyet”le (kulluk) derinleşir. 

Kelam ilminde hürriyet konusu, kader ve irade tartışmaları bağlamında ele alınır. Mutezile’nin “el-insân hâliku ef’âlihî” (İnsan fiillerinin yaratıcısıdır) anlayışı, Allah’ın adaleti fikrinden doğar. Onlara göre insan özgür değilse, Allah’ın onu cezalandırması da adil değildir. 

Eşarî mezhebinde ise özgürlük kavramı kesb (kazanım) terimiyle açıklanır. Kasb, kişinin bir fiili yaratmaması ama onu kendi tercihiyle “kazanması”dır. Ebu’l Hasan el-Eşarî’ye göre, “Fiil Allah tarafından yaratılır, ama kul tarafından kesb edilir.” Bu modelde özgürlük, Allah’ın iradesiyle çatışmaz; kulun iradesi Allah’ın iradesiyle birlikte işler. 

Gazali, İhya’da insan iradesini şöyle anlatır: “Kendi içinden neye yönelirse, Allah onun yolunu açar.” Burada özgürlük, ilahi inayetle açılan bir yoldur. Sorumluluk, bu yönelmenin ahlaki değerle birleştiği noktada başlar. 

Mevlânâ, Fîhi Mâ Fîh’te “Gerçek köle, nefsine tutsak olan kişidir.” diyerek, nefse kulluğun asıl esaret olduğunu hatırlatır. Niyazi Mısrî de “Gerçek hür, nefsinden kurtulandır.” der. Tasavvufun özgürlük tanımı, “fenâ fillah” (Allah’ta yok oluş) ile zirveye çıkar. Bu anlayışta birey, benliğinden soyundukça hakiki bir varlığa ulaşır. 

Burada “hürriyet” kelimesi Arapça’da “hurr” kökünden gelir; bu, esaretten çıkmak demektir. Ancak sufiler bu esareti dışsal değil, içsel kabul eder. Abd (kul) kelimesiyle karşılanan kulluk, zannedilenin aksine zillet değil, izzet doğurur. Zira Kur'an’da en büyük övgü, “abd” oluşa yöneliktir: "Subhâne’llezî esrâ bi abdihî leylen..." (İsra, 1). Miraç gibi en büyük tecrübe, kulluk nispetiyle tanımlanmıştır. 

Tarihsel, felsefi, kelamî ve edebi bütünlük içinde hürriyet, Allah’a kul olmanın bilinçli iradesiyle anlam kazanır. Modern bireyin benlik arayışı, yalnızca nefsî tatminle değil, sınırlarını bilerek ve onları aşkın bir iradeye teslim ederek çözülebilir. Özgürlük, nefsin arzularına esir olmaktan kurtulup, sorumluluk ve teslimiyet içinde kendi varlığını anlamlandırmakla mümkündür. Bu yüzden “Hürriyet, Allah’a kul olmaktan geçer” ifadesi, yalnızca bir söz değil; insan varoluşunun en derin ve en dengeli özüdür.


2 yorum:

MEMENTO MORİ “ÖLECEĞİNİ HATIRLA”

  Sosyolojik Bir Deneme Sabahattin TURAN   Toplumların kendilerini nasıl kurduklarını anlamanın ince yollarından biri, onların ölümle ku...