Hz. Musa’nın Asasıyla Kendinden Kaçan İnsanlığa Bir Sesleniş
“اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۘ”
“Git Firavun’a, çünkü
o azdı.”
Kur’an-ı Kerim, Tâ-Hâ Sûresi (20) 24. Ayet
Sabahattin TURAN
Hz. Musa’nın
asası, yalnızca doğayı yararak mucize gösteren bir sembol değildir. O, sarsılmayan
hakikatin kendisidir. Asanın yere vurulması, adaletsizliğe karşı bir
direniştir. O asa yere her vurulduğunda, sarsılan sadece deniz değil, zulmün sessizliğidir.
Peki ya
bugün?
Hz. Musa'nın asası şimdi hangi
topraklarda suskun?
Hangi kurak kalplerin taşlaşmış
toprağında yankısız kalıyor?
Modern
çağın insanı asayı unuttu. Onu “mucizeye” indirgedi, sonra da “masala”
çevirdi. Artık bir sisteme başkaldıran peygamber değil, çizgi film karakteri
gibi görünüyor bize. Çünkü hakikate kulak
verildiğinde rahatımız bozulacak. Çünkü eğer Hz. Musa hâlâ
konuşuyorsa, bizler Firavun’un sarayında yemek yiyoruz demektir.
Exodus’un en ironik yanıdır:
Kölelikten kurtulan halk
özgürlükten korkar.
Mısır’dan çıkmak kolaydır; ama Mısır’ı
içinden çıkarmak yıllar alır. Çölde sabır biter, iman çözülür, geçmiş
yüceltilir. Çünkü özgürlük sorumluluk ister, belirsizlik getirir.
Ve insan, özgür olmaktan çok güvende olmayı arzular.
Bugün de
böyledir.
Modern insan, kendi
"Mısır"ını bırakıp çöle çıkmak istemez.
Konforun kölesi olmayı, hakikatin
belirsizliğine tercih eder.
Spotify listesi hazır, market kartı
dolu, Netflix oturumda… Hz. Musa mı?
Hz. Musa rahatsız eder. Hz. Musa
çöldür. Hz. Musa açlıktır, arayıştır,
boşlukta yürüme cesaretidir.
Modern insanın en büyük Exodus'u, çölü
terk edememesidir. O hâlde şunu sormak gerek:
Özgürlük, hâlâ arzulanacak
kadar kutsal mı? Yoksa sadece özgür görünmek mi yetiyor bize?
Kızıldeniz'in
yarılması, fizik yasalarının aşılması değil, korkunun aşılmasıdır.
Tam arkada ordular, önde ölüm. Hz. Musa
durur, dövüşmez, bağırmaz, asa ile denize
vurur.
Bu bir teslimiyet değil, varoluşun kırılma anıdır.
Bir halk ilk kez tarihin yükünü
sırtına alır ve yürür.
Peki biz bugün hangi denizin
kenarındayız?
Göçmenler Akdeniz’de boğuluyor,
Filistinli çocuklar enkaz altında kalıyor, işçiler fabrikalarda parçalanıyor, Holodomor
(planlanmış kıyım) en üst seviyede.
Biz hangi Hz. Musa’nın asasını
bekliyoruz?
Ama
deniz açılmıyor artık. Çünkü artık
yürümeye inanmıyoruz.
Mucize, algoritmaya dönüştü; dua,
tüketime yenildi.
Denizi yaracak asa yoksa, biz kıyıya
zincirlenmiş bir halkız.
Firavun ordusu gelmeden ölüyoruz.
Firavun
artık kâh bir diktatör, kâh CEO’dur. Ama en korkuncu şudur:
Hepimiz biraz Firavun olduk.
Evde
hizmetlisine bağıran bir patron, alışveriş merkezinde mülteciye hor bakan bir
turist, ekran karşısında zalimin tarafını seçen bir seçmen... Hepimiz, Hz. Musa’nın
karşısında değil miyiz bir parçamızla?
Çünkü
modern çağ, Firavunluğu bölüştürdü.
Artık bir tek zalim yok, milyonlarca küçük zalim var.
Ve biz, Hz. Musa olmayı yük gibi
görüp, Firavun olmayı başarı sanıyoruz.
Mısır’da
sarayda yaşamak, çölde aç kalmaktan iyidir bize göre.
Ama insanın özü çöldür, saray değil.
Hz. Musa da çölden doğar.
Kutsal
kitapların Yaratıcısı, ezilenin yanındadır.
Ama bugün Yaratıcısı, politik kampanyalarda, borsa açılışlarında, militer ajandalarda kullanılmaktadır.
Yaratıcı artık sadece kimin yanındaysa o haklıdır
argümanına dönüşmüştür.
Oysa Hz.
Musa'nın Allah’ı, sadece hakikatin
yanındadır.
Ne sarayda konuşur ne de bakanlıklarda
görünür.
O, yalnızca çöldeki bir çocuğun aç
duasında, deniz kıyısındaki korkuda, köle zincirini kıran ilk adımda vardır.
Yaratıcının
adını çağırdığımızda hangi Musa’yı çağırıyoruz?
Hakikati mi istiyoruz, yoksa yaratıcıya
bir meşruiyet mi arıyoruz?
Eğer Allah’ı çağırdığımızda ilk olarak
"ben haklıyım" diyorsak, biz Firavun’un aynasında kendimize bakıyoruzdur.
Ve belki de en büyük Exodus, içsel
olandır.
Her birimizde bir Hz. Musa vardır:
özgürlük isteyen, hakikati haykıran, sorularla çarpışan...
Her birimizde bir Firavun: statükoyu
koruyan, korkan, susturan...
Exodus, dış dünyada değil artık, içimizde yaşanıyor.
Bu içsel göçü başlatmak için cesarete
ihtiyacımız var.
Bir gecede başlayan, ama kırk yıl
süren bu içsel yürüyüşte çöl, bizim geçmişimizdir.
Ve vadedilen toprak, bir benliğe yeniden doğuştur.
Hz. Musa,
halkını kurtardı ama vadeye giremedi. Çünkü her EXODUS, bedel ister.
Bugünün insanı bedel ödemek istemiyor.
Sosyal medya çığlıkları, dijital
aktivizm, görsel yaslar...
Ama kim asayı yere vuracak?
Belki de bu soruyu, her
sabah kendimize sormalıyız:
“Bugün asamı yere vuracak cesaretim var mı?”
Belki o zaman, deniz bir kez daha yarılır…
İçimizdeki Hz. Musa, nihayet kendi halkına önderlik eder.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder