20 Temmuz 2025 Pazar

EXODUS

 Hz. Musa’nın Asasıyla Kendinden Kaçan İnsanlığa Bir Sesleniş

اِذْهَبْ اِلٰى فِرْعَوْنَ اِنَّهُ طَغٰىۘ”

Git Firavun’a, çünkü o azdı.”
Kur’an-ı Kerim, Tâ-Hâ Sûresi (20) 24. Ayet 

Sabahattin TURAN

 

Hz. Musa’nın asası, yalnızca doğayı yararak mucize gösteren bir sembol değildir. O, sarsılmayan hakikatin kendisidir. Asanın yere vurulması, adaletsizliğe karşı bir direniştir. O asa yere her vurulduğunda, sarsılan sadece deniz değil, zulmün sessizliğidir.

Peki ya bugün?

Hz. Musa'nın asası şimdi hangi topraklarda suskun?

Hangi kurak kalplerin taşlaşmış toprağında yankısız kalıyor?

 

Modern çağın insanı asayı unuttu. Onu “mucizeye” indirgedi, sonra da “masala” çevirdi. Artık bir sisteme başkaldıran peygamber değil, çizgi film karakteri gibi görünüyor bize. Çünkü hakikate kulak verildiğinde rahatımız bozulacak. Çünkü eğer Hz. Musa hâlâ konuşuyorsa, bizler Firavun’un sarayında yemek yiyoruz demektir.

Exodus’un en ironik yanıdır:

Kölelikten kurtulan halk özgürlükten korkar.

Mısır’dan çıkmak kolaydır; ama Mısır’ı içinden çıkarmak yıllar alır. Çölde sabır biter, iman çözülür, geçmiş yüceltilir. Çünkü özgürlük sorumluluk ister, belirsizlik getirir.

Ve insan, özgür olmaktan çok güvende olmayı arzular.

 

Bugün de böyledir.

Modern insan, kendi "Mısır"ını bırakıp çöle çıkmak istemez.

Konforun kölesi olmayı, hakikatin belirsizliğine tercih eder.

Spotify listesi hazır, market kartı dolu, Netflix oturumda… Hz. Musa mı?

Hz. Musa rahatsız eder. Hz. Musa çöldür. Hz. Musa açlıktır, arayıştır, boşlukta yürüme cesaretidir.

Modern insanın en büyük Exodus'u, çölü terk edememesidir. O hâlde şunu sormak gerek:

Özgürlük, hâlâ arzulanacak kadar kutsal mı? Yoksa sadece özgür görünmek mi yetiyor bize?

 

Kızıldeniz'in yarılması, fizik yasalarının aşılması değil, korkunun aşılmasıdır.

Tam arkada ordular, önde ölüm. Hz. Musa durur, dövüşmez, bağırmaz, asa ile denize vurur.

Bu bir teslimiyet değil, varoluşun kırılma anıdır.

Bir halk ilk kez tarihin yükünü sırtına alır ve yürür.

 

Peki biz bugün hangi denizin kenarındayız?

Göçmenler Akdeniz’de boğuluyor, Filistinli çocuklar enkaz altında kalıyor, işçiler fabrikalarda parçalanıyor, Holodomor (planlanmış kıyım) en üst seviyede.

Biz hangi Hz. Musa’nın asasını bekliyoruz?

 

Ama deniz açılmıyor artık. Çünkü artık yürümeye inanmıyoruz.

Mucize, algoritmaya dönüştü; dua, tüketime yenildi.

Denizi yaracak asa yoksa, biz kıyıya zincirlenmiş bir halkız.

Firavun ordusu gelmeden ölüyoruz.

 

Firavun artık kâh bir diktatör, kâh CEO’dur. Ama en korkuncu şudur:

Hepimiz biraz Firavun olduk.

 

Evde hizmetlisine bağıran bir patron, alışveriş merkezinde mülteciye hor bakan bir turist, ekran karşısında zalimin tarafını seçen bir seçmen... Hepimiz, Hz. Musa’nın karşısında değil miyiz bir parçamızla?

 

Çünkü modern çağ, Firavunluğu bölüştürdü.

Artık bir tek zalim yok, milyonlarca küçük zalim var.

Ve biz, Hz. Musa olmayı yük gibi görüp, Firavun olmayı başarı sanıyoruz.

 

Mısır’da sarayda yaşamak, çölde aç kalmaktan iyidir bize göre.

Ama insanın özü çöldür, saray değil.

Hz. Musa da çölden doğar.

 

Kutsal kitapların Yaratıcısı, ezilenin yanındadır.

Ama bugün Yaratıcısı, politik kampanyalarda, borsa açılışlarında, militer ajandalarda kullanılmaktadır.

Yaratıcı artık sadece kimin yanındaysa o haklıdır argümanına dönüşmüştür.

 

Oysa Hz. Musa'nın Allah’ı, sadece hakikatin yanındadır.

Ne sarayda konuşur ne de bakanlıklarda görünür.

O, yalnızca çöldeki bir çocuğun aç duasında, deniz kıyısındaki korkuda, köle zincirini kıran ilk adımda vardır.

 

Yaratıcının adını çağırdığımızda hangi Musa’yı çağırıyoruz?

Hakikati mi istiyoruz, yoksa yaratıcıya bir meşruiyet mi arıyoruz?

Eğer Allah’ı çağırdığımızda ilk olarak "ben haklıyım" diyorsak, biz Firavun’un aynasında kendimize bakıyoruzdur.

 

Ve belki de en büyük Exodus, içsel olandır.

Her birimizde bir Hz. Musa vardır: özgürlük isteyen, hakikati haykıran, sorularla çarpışan...

Her birimizde bir Firavun: statükoyu koruyan, korkan, susturan...

 

Exodus, dış dünyada değil artık, içimizde yaşanıyor.

Bu içsel göçü başlatmak için cesarete ihtiyacımız var.

Bir gecede başlayan, ama kırk yıl süren bu içsel yürüyüşte çöl, bizim geçmişimizdir.

Ve vadedilen toprak, bir benliğe yeniden doğuştur.

 

Hz. Musa, halkını kurtardı ama vadeye giremedi. Çünkü her EXODUS, bedel ister.

Bugünün insanı bedel ödemek istemiyor.

Sosyal medya çığlıkları, dijital aktivizm, görsel yaslar...

Ama kim asayı yere vuracak?

 

Belki de bu soruyu, her sabah kendimize sormalıyız:

“Bugün asamı yere vuracak cesaretim var mı?”

Belki o zaman, deniz bir kez daha yarılır…

İçimizdeki Hz. Musa, nihayet kendi halkına önderlik eder.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...