Sabır Üzerine Bir Deneme
Sabahattin TURAN
Sabır… Duyulduğunda
dilin ucunda tüten bir dua gibi, yaşandığında içe batan ağır bir hançer gibidir.
Çünkü sabır, mebdeli itibariyle zehirdir: Acıdır, yakar, bekletir, susturur, geciktirir.
Zamanın çatladığı, tahammülün zorlandığı, iç sesin en çok bağırdığı yerde filizlenir
sabır. Gözyaşının tuzunda, yutkunulan hıçkırıklarda, başkasının konuştuğu yerde
susan dilde, gideni izleyen bakışta başlar. Sabır, tam da insanın “yetti artık”
dediği yerde başlar.
İlk adımı, içteki isyanı bastırmaktır. Zehir oradadır işte. Çünkü sabır, önce seni sana karşı sınar. Beklemek, olur da gelir umuduyla yanmayı kabul etmektir. Gidenin arkasından susmak, belki döner ümidiyle boğazındaki kelimeleri yutmak demektir. Adaletsizliğe uğrayıp susmak, haklı olduğu hâlde beklemeyi seçmek: işte sabır burada boğazda düğümlenen bir kor gibidir.
Ama sabır
sabredildikçe şekil değiştirir. Sabredildikçe zehir tesirini yitirir. Tıpkı bir
ilacın vücuda yayılırken ilk acısını bırakıp ardından iyileştirmesi gibi… Sabır
da zamana yayıldıkça bal şerbetine dönüşür. Çünkü sabır, sadece beklemek değil;
beklerken dönüşmektir. Sabır, sadece susmak değil; susarken olgunlaşmaktır. Sabır,
sadece dayanmak değil; dayanırken içten içe yeniden inşa olmaktır.
Sabrın ilk
ânı bir zehirse, sonu bir hakikatin tadıdır. Çünkü sabır, hayatın ham halini pişirir.
Gönlün sert taşlarını yumuşatır. İnsan, sabırla yeniden yoğrulur, yeniden biçimlenir.
Sabreden kişi artık sadece sonucu değil, süreci de kutsar. Gelişin değil, kalışın;
başarının değil, direnişin; ödülün değil, yoldaki her zorluğun anlamını kavrar.
Ve işte o vakit, sabırdan alınan zehir, bir kudret şerbetine dönüşür.
Sabır, meyvenin
olgunlaşması gibidir. Acele edilen her meyve ya çiğ kalır ya da acı. Oysa güneşin
altındaki her bekleyiş, zamanla tat verir. Sabır da öyledir; güneş altında bir meyve
gibi ağır ağır olgunlaşır. Ve bir gün gelir ki, sabırla yoğrulmuş ruh, dünyanın
yükünü şerbet gibi içer. O yük artık ağır gelmez. Çünkü sabır, taşıyana değil, taşıyana
yardım eden zamana güvenmektir.
Bu yüzden
sabır, sadece bir bekleyiş değil, bir olgunlaşmadır. Her sabreden, önce zehirin
içinden geçer. Ama sabrın içi, bal ile doludur. Zira zehir gibi başlayan her sabır,
hakikatle buluşunca bal olur, şifa olur, hayat olur.
Çünkü sabır, sonu görülemeyen bir yolculuğun
ışığıdır. Ve o ışıkla yürüyen her yürek, sonunda kendi bal şerbetine ulaşır.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder