29 Haziran 2025 Pazar

SOĞUK BİR HATIRANIN ERİME NOKTASI

 Sabahattin TURAN

 

Buzun havuza düşmesiyle başlayan o sessiz çöküş, yalnızca fiziksel bir dönüşüm değildir; aslında modern benliğin trajedisidir. Çünkü buzun suya karışması, her zaman yüceltilen bir teslimiyetin değil, çoğu zaman iradesiz bir çözülmenin habercisidir. Evet, buz kendi varlığını terk eder; ama ya bu terk ediş bir arayış değil de bir unutkanlıksa? Ya çözülmek, aslında dağılmaksa?

 

Günümüz insanı da tıpkı o buz gibi, ait olmadığı kalıplara düşüyor. Soğuk bir çevrede şekil bulmuş, dış dünyanın çizdiği formlarla kimlik kazanmış. O sertlik, onun özü değil; başkasının eliyle çizilmiş bir siluettir. Ve havuza —yani sıcak, yumuşak, şekilsiz bir çoğulluğa— düştüğünde, kendini koruyamıyorsa, bu onun erdemi değil zayıflığıdır.



 

Bugün biz, kendini suya bırakmayı “olgunluk” sayıyoruz. Oysa çoğu zaman bu, kişiliğin çözülmesidir. Bireyin, kendi soğukluğunu anlamadan, mücadele etmeden, direnç göstermeden, düşüncesizce yok oluşudur. Evet, buzun erimesi doğaldır. Ama her doğallık fazilet değildir. Çözülmek bir meziyet sayılacaksa, önce neyin çözüldüğü sorulmalıdır.

 

Çünkü buz da bir hafızadır. Geçmişin, direnişin, sınırın maddi karşılığıdır. Onun erimesi sadece fiziksel bir yumuşama değil, bir tarihin silinmesidir. Ve bu silinme övülüyorsa, belki de biz artık şekilsizliğe fazlaca övgü diziyoruzdur. Netlikten, biçimden, hatta acıdan korkuyoruzdur. Oysa buzun sertliği bazen adaletin ta kendisidir. Soğukluk, ölçülülüğün maskesi değil, bizzat ölçünün kendisi olabilir.

 

Buz suya karışınca, evet, görünmez olur. Ama bu görünmezlik bir kabulleniş mi, yoksa bir silinme mi? Belki de havuz, her düşeni yutar; onu özgürleştirmez, sadece belirsizleştirir. Kim bilir kaç buz parçası, “özgürleşiyorum” sanarak kendini bırakmış, sonra bir daha asla ayırt edilememiştir o suyun içinde?

 

Bu yüzden, buzun suya dönüşmesi yalnızca bir dönüşüm değil, bir kimlik testidir. Kimileri için bu, hakikate yaklaşmaktır. Kimileri içinse, kendi hakikatinden uzaklaşmak. Dönüşümün değeri, yalnızca son hâlde değil, dönüşümün ne uğruna gerçekleştiğinde saklıdır.

 

Belki de sorulması gereken asıl soru şudur:

"Ben eridim" demek mi yüce olan?

Yoksa "Erimemek için nedenim var" demek mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

BUGÜN BAYRAM-BARIŞ MANÇO

  Sabahattin TURAN Sen gittin gideli İçimde öyle bir sızı var ki Yalnız sen anlarsın Sen şimdi uzakta Cennette meleklerle Bizi...