Sabahattin TURAN
Buzun havuza düşmesiyle başlayan o sessiz
çöküş, yalnızca fiziksel bir dönüşüm değildir; aslında modern benliğin trajedisidir.
Çünkü buzun suya karışması, her zaman yüceltilen bir teslimiyetin değil, çoğu zaman
iradesiz bir çözülmenin habercisidir. Evet, buz kendi varlığını terk eder; ama ya
bu terk ediş bir arayış değil de bir unutkanlıksa? Ya çözülmek, aslında dağılmaksa?
Günümüz insanı da tıpkı o buz gibi, ait olmadığı kalıplara düşüyor. Soğuk bir çevrede şekil bulmuş, dış dünyanın çizdiği formlarla kimlik kazanmış. O sertlik, onun özü değil; başkasının eliyle çizilmiş bir siluettir. Ve havuza —yani sıcak, yumuşak, şekilsiz bir çoğulluğa— düştüğünde, kendini koruyamıyorsa, bu onun erdemi değil zayıflığıdır.
Bugün biz,
kendini suya bırakmayı “olgunluk” sayıyoruz. Oysa çoğu zaman bu, kişiliğin çözülmesidir.
Bireyin, kendi soğukluğunu anlamadan, mücadele etmeden, direnç göstermeden, düşüncesizce
yok oluşudur. Evet, buzun erimesi doğaldır. Ama her doğallık fazilet değildir. Çözülmek
bir meziyet sayılacaksa, önce neyin çözüldüğü sorulmalıdır.
Çünkü buz
da bir hafızadır. Geçmişin, direnişin, sınırın maddi karşılığıdır. Onun erimesi
sadece fiziksel bir yumuşama değil, bir tarihin silinmesidir. Ve bu silinme övülüyorsa,
belki de biz artık şekilsizliğe fazlaca övgü diziyoruzdur. Netlikten, biçimden,
hatta acıdan korkuyoruzdur. Oysa buzun sertliği bazen adaletin ta kendisidir. Soğukluk,
ölçülülüğün maskesi değil, bizzat ölçünün kendisi olabilir.
Buz suya
karışınca, evet, görünmez olur. Ama bu görünmezlik bir kabulleniş mi, yoksa bir
silinme mi? Belki de havuz, her düşeni yutar; onu özgürleştirmez, sadece belirsizleştirir.
Kim bilir kaç buz parçası, “özgürleşiyorum” sanarak kendini bırakmış, sonra bir
daha asla ayırt edilememiştir o suyun içinde?
Bu yüzden,
buzun suya dönüşmesi yalnızca bir dönüşüm değil, bir kimlik testidir. Kimileri için
bu, hakikate yaklaşmaktır. Kimileri içinse, kendi hakikatinden uzaklaşmak. Dönüşümün
değeri, yalnızca son hâlde değil, dönüşümün ne uğruna gerçekleştiğinde saklıdır.
Belki de sorulması gereken asıl soru şudur:
"Ben eridim" demek mi
yüce olan?
Yoksa "Erimemek için nedenim
var" demek mi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder